Süleyman AKDOĞAN

Tarih: 18.01.2014 20:29

Bir berbere neden matematik öğretilir?

Facebook Twitter Linked-in

A)     Berber çalıştığı mekanın ölçüsünü rahatlıkla alabilmeli.

B)     Berber tıraş esnasında müşterisine ne kadar mesafede duracağını bilmeli.

C)     Bir makas hamlesinde kaç cm saç kesileceğini hesaplayabilmeli.

D)     Müşterilerine ısmarladığı çayın hesabını tutabilmeli.

E)     Müşteri berberi kandırabilir.

Saçmaladığım A, B, C, D şıkları için özür dilerim. Ancak, E seçeneği daha başlığı görür görmez hemen aklımıza gelmişse hepimize “geçmiş olsun”, bu içimiz “güvensizlik psikolojisiyle” dolup taşmış demektir. Bu psikolojiyle yetiştirdiğimiz kimseye de karşı tarafı aldatma ihtimalini öğretiyoruz. Sahi, müşteri hesap bilmiyorsa?

Aslında, hiçbir şey olmaz. Bütün korkulara rağmen berberdeki yanlış hesap bir yerlerden döner. Ancak, matematiği, güvensizlik psikolojisi üzerinden anlatırsanız, bu toplumda paranoya oluşturur. Kimse, kimseye güvenmez. Herkes, birbirini potansiyel suçlu görmeye başlar.

Bu psikolojiyle toplumda herkes bir şekilde ön plana çıkmaya çalışır. Başkalarına güvenilmediği için, kontrol bende olsun isteyen bireyler, ben yönetirim, ben bilirim, tek doğru benim yaptığımdır diyenler gün geçtikçe artar.  Bu şekilde, her yazılana, her söylenene yeni anlamlar yüklenilir. Arka planda neler olduğu üzerinde fikir jimnastiği yapılır. Garip önlemler alınmaya çalışılır.

Herkes, bir yerlere adam yerleştirmeye çalışır. O adamı denetleyici başka adamlar. Adamların değişme, kendi fikrimize ters düşme,  olasılığına karşılık rutin kontroller. Sonu olmaz bunun.

Sonunun olmayacağı düşünülse, belki vazgeçilir. Ama nerde?  O hep daha iyi olmalı.   Sınıfında, okulunda, şehrinde en iyi olmalı, ülkesinde en iyi olmalı. Nitekim, oluyor da. Ancak, en yakınındakilere bile güvenemeyen bir şahsiyet. Haliyle, bu da vatandaşına güvenmeyen devlet halini almakta ya da tam tersi. Devletine güvenmeyen vatandaş.

Her yerde güvensizlik hali. Sokakta, trafikte, emniyette, sağlıkta, adalette hatta dinde bile bir    güvensizlik ortamı.

Çünkü, en başta güvensizlik öğretilmekte. Bakınız, vatan emanet etmeyi planladığımız çocuklara bir yazılı kağıdı dahi emanet edemiyoruz. Sınıfta tam bir baskı altında yazılı. Çünkü, daha 7-8 yaşındaki çocuk bir yanlış yapabilir, bir kopya girişiminde bulunabilir diye düşünüyoruz, bundan korkuyoruz.  Peki, yazılı yapılmasa ne olur?  Ya da, çocuklar kendi sorularını kendileri hazırlasa ne olur? Diyelim, soruları siz soruyorsunuz, çocuk evinde yazılı olsa ne olur?

Belki, o zaman biraz eğitime odaklanırız. Belki, o zaman maddeden ziyade manaya odaklanırız. Belki, o zaman  bu gün güvenemediğimiz insanı dizginleyebilmek adına yaptığımız zaman, para, doğal kaynak harcamalarını dünyanın dört bir yanında sıkıntı duyan insanlara ulaştırabilirdik.

Not: Yazının berber ve matematikle hiçbir alakası yoktur.

 

 

    

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —