T.C. Kültürünün Hor Gördüğü Kürtler ve Müslümanlar

AK Parti’nin yönetime gelmesiyle birlikte CHP tabanında ciddi huzursuzluklar hasıl olmuştu. Huzursuzluğun asıl kaynağı bu kitlenin kendi hayat tarzlarına bir halel gelip gelmeyeceği yönündeydi. Bu düşüncenin altında yatan söylenildiği gibi 70 li yıllarda meydana gelen İran devrimi ve getirdikleri hiç değildi.. Asıl korku, Cumhuriyetin kurulması ve ilkelerin hayata geçirilmesinde yapılan eziyetlerin rövanşının bir gün mutlaka alınacağı korkusuydu. “Şeriat gelecek! İranlaştıracaklar bizi!” çığlıkları ise işin şaşırtmacasıydı bence..

Cumhuriyet ilkelerinin yapmış olduğu toplum mühendisliğinin kimleri hizaya getirmek için gayret sarfettiğini anlamak için “İstiklal Mahkemeleri”ne suç diye gelen davalara ve bunlara verilen cezalara bakmak yeterli olur sanırım. İki grup insan en büyük eziyetleri görmüştü bu dönem ve dönemi takip eden yaklaşık seksen senelik süre içinde: Dindarlar ve Kürtler; hem dindar hem Kürtseniz bu daha da fenaydı.

Neler oldu bu seksen yılda? Yıllarca irtica denilen iç düşmanla mücadele edildi ve bunun yanında PKK icadıyla Kürtler hem dağda hem de silah altında öldürüldü. Bir yandan dindarların hayat çemberleri giderek daraltılıyor, diğer yandan da Kürtlerin sayısı her geçen gün azaltılmaya çalışılıyor elde kalanların ise kimlikleri, kültürleri ellerinden alınıyordu, T.C kültürü, Kürt ve İslam kültürünü hor görüyor ve ezerek asimile etmeye çalışıyordu.

Misak-i Milli sınırları içinde kendi inançları ve kimlikleri ile yüzyılları aşan bir kültürle yoğrulmuş halklara zorla tek tip “şapka” gibi giydirilmeye çalışılan T.C kültürü egemenliğini şiddet ile kurmaya çalışmış, adeta “yerel kültür”leri istila etmiş, dağdan inip bağdakini kovmuştur.

Bir dönem bu tarz uygulamalar bir çok ülkede yaygın olmuştu; Mussolini’nin İtalya’sında, Hitler’in Almanya’sında ve Stalin’in Rusya’sında... Fakat artık yeni kültür felsefesi anlayışlarında kültürü merkezileştirerek iktidarların güdümünde egemen kültürü dönüştürme eğilimleri eleştirilmektedir. Dünyada kültür belleğini yaşatma esasken, Türkiye halen 1930’ların düşünce girdabında dön baba dön dönmektedir.

Misak-i Milli sınırlarında ülke kültürü evrilirken etnosantrizm (etnik merkezcilik) bilinçli olarak ya da ilke ve inkılapların gereği olarak ülke içinde farklı olan kültürleri çoğu zaman küçümseme ya da tehlikeli görme şeklinde nesilden nesile aktarılmıştır. Başörtüsü ve dini semboller, simgeler yasaklanıp, dini öğrenme ve aleni yaşama alanları daraltılırken (imamın yaptığını yapma, söylediğini yap; benim kalbim temiz, başörtüsü kamusal alanda olmaz, laiklik vs), Türklük üzerine sloganlar anaokulu/ilkokul birinci sınıftan itibaren beyinlere kazınmaya başlanmıştır (Türküm, doğruyum; Ne mutlu Türküm diyene vs) . Bu eylemlerin sonucunda korku kültürü hakim olmuş zenofobi (yabancı korkusu, yabancı düşmanlığı) başlamıştır. (Türkün Türk’ten başka dostu yoktur, dört tarafımız düşmanla kaplıdır vs)

Oysa ki Osmanlı’yı Osmanlı yapan yedi düvele namını salan müslüman kimliği ve içindeki halkların kardeşliğiydi... Osmanlı’nın parçalanmasındaki en büyük etkende bu birliğin bozulmasıydı... Bundan sonra atılan her adım, Kurtuluş savaşı vermekten ziyade, Osmanlı’nın yirmide biri (1/20) kadar kalan Türkiye’yi ulus devlet kafesine tıkıp, dünya listesinden silmek üzereydi sanki... Dünyanın onda birine sahip bir imparatorluktan, kendisinden başkasını gözü görmeyen, farklı milletlere/unsurlara tahammül edemeyen zenofobik bir melankolik, paranoyak, dünya devletleri ile göz göze gelmeye korkan bir devlete evrilmiş olduk bütün bu süreç içinde...

Eski kutsalların yerine T.C.’nin kutsallarını koymaya çalıştık. Gençliğin içini boşaltıp, 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramına gençleri hapsettik. Yıllarca cumhuriyetin ilk döneminde kısacık şortlarla kutlanan faşist stadyum gösterileri ile öğündük ama dünya literatürüne giren makale çıkartan üniversitemiz/gençlerimiz olamadı... Gençlerimiz akademik kariyerlerini devam ettirmek için Türkiye Cumhuriyeti’nin okulları yerine Amerika’yı İngiltere’yi tercih ettiler...

Nesil yetiştirmeyi terk edip gerçek anlamda kucaklaşamadığımız dünya çocuklarına 23 Nisan’ı armağan ettik.

Ak Partinin seçimle iş başına gelmesinden bu yana, 1960’taki ilk kesintiden (blackout) sonra, Türkiye yüz yıllık yalnızlığından sıyrılmaktadır. Bütün kara propagandaya rağmen, uydurulan tüm senaryolara, atılan tüm çamurlara rağmen Türkiye düze çıkmayı başaracaktır.

Terör örgütünün de çekilmeye başladığı şu günlerde artık insanlarımız ikinci Cumhuriyet’i kesinlikle haketmektedir.

YORUM EKLE

banner8

banner35