Diyabet bulaşıcı olmayan bir pandemi gibi

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tolga Soyal, yanlış beslenme ve yetersiz fiziksel aktivitenin diyabetin artmasına yol açtığını belirterek, “Diyabet, bulaşıcı olmayan bir pandemi gibidir. Her 10 yılda hasta sayısı ikiye katlanmakta ve her yıl yeni tanı alan yaklaşık 12 milyon hastanın 9 milyonuna ilaç tedavisi başlanmakta, buna rağmen bu hastaların ancak yüzde 30’a yakın kısmında kan şekeri etkin biçimde kontrol altında tutulabilmektedir” dedi.

Diyabet bulaşıcı olmayan bir pandemi gibi

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tolga Soyal, yanlış beslenme ve yetersiz fiziksel aktivitenin diyabetin artmasına yol açtığını belirterek, “Diyabet, bulaşıcı olmayan bir pandemi gibidir. Her 10 yılda hasta sayısı ikiye katlanmakta ve her yıl yeni tanı alan yaklaşık 12 milyon hastanın 9 milyonuna ilaç tedavisi başlanmakta, buna rağmen bu hastaların ancak yüzde 30’a yakın kısmında kan şekeri etkin biçimde kontrol altında tutulabilmektedir” dedi.

Medicana International Ankara Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tolga Soyal, dünyada 200 milyon civarında diyabetik hasta olduğunu açıkladı. Soyal, “Diyabet, bulaşıcı olmayan bir pandemi gibidir. Her 10 yılda hasta sayısı ikiye katlanmakta ve her yıl yeni tanı alan yaklaşık 12 milyon hastanın 9 milyonuna ilaç tedavisi başlanmakta, buna rağmen bu hastaların ancak yüzde 30’a yakın kısmında kan şekeri etkin biçimde kontrol altında tutulabilmektedir” ifadelerini kullandı. Soyal, yanlış beslenme ve yetersiz fiziksel aktivitenin diyabet sıklığının artmasına yol açtığını belirtti.

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Neyyir Tuncay Eren ise, kalp-damar sistemi hastalıklarında diyabetin ölümlerin yüzde 50’sinden sorumlu olduğunu söyleyerek, "Tip 2 diyabet hastalarında kalp-damar hastalığının sıklığı yüzde 35 olup, bunlar arasında koroner arter hastalığı yüzde 21 ile en büyük grubu oluşturmaktadır" dedi.

Eren, yine diyabetik hastalarda özellikle bacak atardamarlarını tutan tıkayıcı damar hastalıkları ve buna bağlı ayak yaraları sıklığının (diyabetik hastaların yüzde 4-10’u) yüksek olduğunu, bu sıklığın yaş ile birlikte artış gösterdiğini vurguladı. Prof. Dr. Neyyir Tuncay Eren, diyabete bağlı ayak yaralarının yüzde 60-80 oranında tedavi ile düzeltilebilirken, yüzde 20’e ulaşan bir grup hastada etkin tedavi hedeflerine ulaşılamadığını söyledi. Eren, uzun süre iyileşmeyen yaraların enfekte olarak doku ve uzuv kayıplarına da yol açtığının atını çizdi. Prof. Dr. Eren, diyabetik hastalarda nöropati denen sinir hasarı nedeniyle oluşan his bozuklukları ve buna bağlı ortaya çıkan travma kaynaklı doku hasarlanmalarının ayak yaralarının en sık nedeni olduğunu, eş zamanlı atar damar hastalığına bağlı doku beslenme bozukluklarının da yara iyileşmesini güçleştirdiğini söyledi.

Diyabet hastalarının ayak yaralarına engel olmak için dikkat etmesi gerekenler

Dr. Öğr. Üyesi Tolga Soyal, öncelikle diyabette ayak yaralarına karşı bazı hususlara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Kan şekeri seviyesi istenen düzeyde tutulmalı, ayak hijyenine dikkat edilmeli, ayak tırnakları düzenli olarak dikkatli şekilde kesilmelidir. Yaralanmalar ve derin kesimler engellenmeli, ayaklar çok sıcak ya da soğuk olmayan su ile yıkanmalı ve hiç nem kalmayacak şekilde yumuşak bir havlu ile kurulanmalı ve son olarak giyilen ayakkabılar yumuşak ve ayağa uygun büyüklükte olmalı” dedi.

Soyal, diyabetik hastalarda his kaybı oluşabileceğinden ayakkabı vurması ya da günlük aktivite sırasında ayak travmalarına, yara oluşumuna yol açabileceği bilgisini verdi.

Ayak yara tedavisinde klasik ve güncel yaklaşımlar

Ayak yara tedavisindeki klasik yaklaşımlarla ilgili de konuşan Eren, ayak yarası olan şeker hastalarının yara küçük de olsa vakit kaybetmeden hekime başvurması gerektiğini söyledi. Eren, ayak yaralarının çok çabuk mikrop kapmaya ve enfekte olmaya müsait olduğunu, bu nedenle pansuman ve yara bakımının son derece önemli olduğunu belirtti. Enfekte yaralarda antibiyotik kullanımı ve ozon tedavisi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Neyyir Tuncay Eren, bacak damarlarında tıkanıklık ya da darlık olan hastaların “Kalp ve Damar Cerrahi” kliniklerinde değerlendirilerek uygun tıbbi, cerrahi ya da girişimsel yöntemlerle tedavi edilmeleri gerektiğini anlattı. Ayrıca uygun hastalarda hiperbarik oksijen tedavisinin de dokularda oksijen miktarını arttırarak iyileşmeye yardımcı olduğunu belirtti.

Dr. Öğr. Üyesi M. F. Tolga Soyal, ayak yara tedavisindeki güncel yaklaşımlar için iyileştirilemeyen ayak yaralarında bir taraftan ilaç tedavisi altında yaranın enfeksiyona karşı temizlik ve bakımı yapılırken, diğer taraftan yıpranmış olan dokulara yeniden iyileşme yeteneğini kazandırmaya çalıştıklarını anlattı. Soyal, bu amaç için vücudun kendi öz kaynaklarını kullandığını açıkladı. Soyal, ayaklarda kapanmayan yaraları olan hastaların yaklaşık yüzde 60-70’inde bacak damarlarında tıkayıcı atar damar hastalıkları da bulunduğunu söyledi.

Prof. Dr. Neyyir Tuncay Eren, yaranın iyileşebilmesi için yeterli kan akımıyla beslenmesinin çok önemli olduğunu, eğer yaranın olduğu ayak bölgesine yeterli miktarda kan dolaşımı ulaşmıyorsa o yaranın iyileşme ihtimalinin de azaldığını belirtti. "Diğer taraftan yara enfeksiyonlarının iyileşmesi için yara bölgesine kan yoluyla savunma hücrelerinin de ulaşabilmesi önemlidir" diyen Eren, bu durumda kan akımını arttırmak için cerrahi müdahaleler, kateter ile balon/stent uygulamaları gibi yöntemlerin kullanılabildiğini açıkladı. Eren, "İşte bu noktada damar yapısı ve hastanın dolaşım bozukluğunun derecesi bu tür tedavilere uygun değil ise yukarıda anlatılan, hastanın kendi yağ dokusundan elde edilen SVF (stromal vasküler fraksiyon) ve PRP (trombositten zengin plazma) adı verilen iyileştirici hücre tedavileri ile yeni kılcal damar oluşumları sağlanabiliyor" dedi. Prof. Dr. Neyyir Tuncay Eren, bu sayede hem doku kanlanmasının arttığını hem de iyileşme için doku yapım sürecinin hızlandığını ifade etti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner8

banner35