Prof. Dr. Erol Kurubaş: Kürtlere kültürel teşvik paketi

KÜRTLER'E KÜLTÜREL TEŞVİK PAKETİ

"Uluslararası Politikada Etnik Çatışmalar ve Azınlık Sorunları", milliyetçilik akımları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Ankara Strateji Enstitüsü Danışmanı Prof. Dr. Erol Kurubaş, terörle mücadelede devletin PKK'nın elindeki gerekçe listesini alacak adımlar atması gerektiği görüşünde. Bunun için Fransa ve Türkiye'nin imzalamadığı Avrupa Konseyi'nin "Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme"sine atıfta bulunuyor. Sözleşmede yer alan hakların, etnik ve dinsel kimliklere azınlık statüsü tanınmadan da verilebileceği kanaatinde.

Sözleşmenin, farklı kültürel grupların desteklenmesini ve teşvik edilmesini, hatta bunun için bütçeden pay ayrılmasını öngördüğünü söyleyen Kurubaş sözleşmedeki haklardan bazılarını şöyle sıralıyor: Anadilini öğrenme ve anadilde eğitim, kendi dilini, kültürünü ve tarihini araştırma, kendi dilinde basın-yayın faaliyetleri, sokak adlarının, hatta faturaların, tabelaların bölgede yaşayan halkın dilinde de yazılması, kendi geleneklerine uygun ad-soyad alabilme, tarihsel-yerel adların resmi olarak kullanılabilmesi, kamu ile ilişkilerde mesela yargılanmada veya idari makama dilekçe verirken kendi dilini kullanabilmesi, geleneksel bayram ve festivallerini kutlayabilme, müze açabilmeleri, kendileri ile ilgili karar alma mekanizmalarına katılabilme.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK ([email protected])

KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ İÇİNDEN BAŞKA MİLLİYETÇİLİK ÜRETECEK

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Erol Kurubaş, PKK'yı Kürt sorununun doğurduğunu söyledi. Kurubaş, "Günün birinde Kürt milliyetçiliği ayrı bir devlet olsa bile, içinden başka bir milliyetçilik üretecek. Zazalar'da böyle bir potansiyel var" dedi

* Kürt sorununun temsilcisi PKK mıdır?

Bu sorun sadece PKK'ya mal edilemez. PKK yokken de Kürt sorunu vardı. PKK, Kürt sorununa neden olmuş değil, Kürt sorunu PKK'yı doğurmuş.

* Sizce bu sorunun kaynağı nedir?

Fransız Devrimi ile milliyetçilik akımının Anadolu coğrafyasına vurduğu 20. Yüzyıl başlarında bundan etkilenen ideologların yeni ulus inşası üretme çabalarının yan ürünüdür.

Etnik çatışmalar farklı uluslaşma süreçlerine bağımlı olarak farklılıklar gösteriyor. Fransız uluslaşmasına bakıldığında orada toprak ve yurttaş esaslı bir uluslaşma süreci var. Fransız uluslaşması özünde kültürel türdeşlik istese ve sonuçta bu bağlamda Korsika, Breton gibi sorunlara sebebiyet verse de bunların şiddeti bizdeki kadar üst düzeyde yaşanmıyor. Çünkü, tasarlanan ulusal kimlik esasen tüm etnik grupları kapsayacak bir nitelik arz ediyor. Yurttaşlık hukuku ile aynı ülkede yaşayan herkes o ulusun bir parçası olabilir.

* Türkiye'de neden sorun çıkıyor?

Maalesef geç milliyetçilikler diyebileceğimiz Batı Avrupa dışı milliyetçiliklerin çoğu toprak esaslı değil de etnik esaslı bir temele dayanıyor. Alman ekolü, Balkanlar'da bir model olarak benimsendiği gibi Türk uluslaşmasını da büyük oranda etkiledi. Ulusun tasarımı etnik temele dayandırıldığında köken ve soy bağları ön plana çıkıyor, farklı köken veya soylardan gelen toplulukların ötelenmesini ve dışlanmasını beraberinde getiriyor.

ULUS TANIMINA YENİ MODEL


* O halde sorunun kaynağı ulus inşa sürecinde alınan model mi?


Sorun mantalitede. "Biz kimiz" sorusunun yanıtını verirken, biz çok rahat biçimde toprak esaslı bir ulus olma mantığıyla veremiyoruz. Ülkede yaşayan etnik gruplara "Biz eriten pota hazırladık, siz ister gönüllü ister zorunlu olarak bu potada kendinizi eritin" çağrısında bulunuyoruz. Göçmen topluluklar gönüllü olarak bu potaya katıldılar, fakat yerli olanlar bu potaya kayıtsız ve şartsız katılmak istemediler. Kendi etno kültürel kimlikleri ile bu potada yer almak istediler. Kürtler cumhuriyetin istediği şekilde bu davete icabet etmediler. Kendi taleplerini de maalesef şiddet kullanarak ifade ettiler. Bu da soruna farklı boyutlar kattı.

* Ulus inşa sürecindeki hata bertaraf edilemez mi?

Ulus inşasını isteyen ideolojiden, yani milliyetçiliğin doğasından kaynaklanan bir sorun var. Milliyetçi paradigmanın varsayımlarından hareket ederek soruna bir çözüm getirme çabaları beyhude gözüküyor. Milliyetçilik dediğimiz ideoloji esasen bazen birleştiren, bazen bölen ikiyüzlü bir ideoloji. Etnik grup niteliğindeki toplumların da ideolojisi modern devletlerin de ideolojisi. Etnik gruplar uluslaşabilmek ve kimliklerini garanti altına alabilmek için -ki bu ayrı devlet kurma, federasyon, özerklik gibi farklı biçimlerde tezahür edebilir- milliyetçiliğe sarılıyorlar. Devletler de ülkesel bütünlüklerini koruma kaygısıyla, siyasal birliği pekişterme kaygısıyla yani, kısacası güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için yine milliyetçiliğe sarılıyorlar. Bu modern devletin ve modernleşmeye çalışan toplumların en büyük ikilemidir. Ben şunu iddia ediyorum: Günün birinde Kürt milliyetçiliği ayrı bir devlet olmayı gerçekleştirse bile, içinden bir başka milliyetçilik üretecek, mesela Zazalar'da böyle bir potansiyel var. O nedenle artık çözümü ulus inşasında değil, anayasal yurttaşlıkta aramalıyız.  

İDEOLOJİK KÖRLÜK YAŞIYOR

* Ne yapılacak? Ulus devletten mi vazgeçilecek?

Ulus devletlerin tasarladığı kültürel türdeşlik bir efsaneydi, bu anlayışta diretmek anlamsız. Küreselleşen, ilişki ağlarının güçlendiği, toplumların etkileşime geçtiği çıkarların birbirine bu kadar bağlı olduğu bir dünyada marifet ayrılmakta değil, birlikte yaşamakta. Milliyetçi ideologlar ise kendi kafalarında tasarladıkları ideal adına kitleleri ayrışmanın gereğine inandırmaya çalışıyorlar. Mesela PKK'nın amacı Kürtler'in kimliğini güvence altına alma çabasıysa hedeflemesi gereken ayrı devlet olmamalı. Bilakis Türkiye'nin demokratikleşmesine çaba harcamalı. Fakat, özellikle BDP'nin tutumu adeta özgürlük ve demokrasiyi bir taktik olarak gördüğü izlenimi doğuruyor. Burada milliyetçilikten kaynaklanan ideolojik körlük var.

PKK'NIN ÖZERLİKLİĞİ AYRIŞTIRICI


* Avrupa'da özerlik uygulamaları PKK'nın dillendirdiği siyasi statü ile aynı şey mi?

Bu özerkliğin, adı dışında onunla uzaktan yakından bir ilgisi yok. PKK'nın öngördüğü, bir kavram fetişizminden başka bir şey değil. Siyaset biliminde, idare hukukunda karşılığı yok. Uygulandığı ülkelerde özerk yönetim, devletin genel yönetsel aygıtının bir parçasıdır ve ona tabidir. İspanya'da, İngiltere'de, İtalya'da özerk yönetimlerin tüm kararları Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabidir. Yerel hizmetlerin daha iyi verilmesine yönelik bir alan tanınıyor, demokrasinin daha katılımcı hale gelmesinin bir parçası olarak işlev görürler. Temel felsefesi, siyasal birliği ve ülkesel bütünlüğü daha sağlam temellere oturtmaktır. Halbuki, PKK'nın ileri sürdüğü demokratik özerklik bütünleştirici değil, ayrılmaya yönelik, totoliter bir zihniyetin ürünüdür.

KÜRTLÜĞE VURGU YAPMAYAN ANAYASAL ÇÖZÜM

* Son yansıyan stratejide anayasada eşit yurttaşlıktan bahsediliyor.


Eşit yurttaşlık mevcut anayasada da var. Sadece eşitliğe vurgu yapılması, farklı kimliklere, farklı kültürel haklar vermeyi göz ardı eden bir yaklaşımı yansıtır.

* O zaman eşit yurttaşlık değil, imtiyaz verilmesi isteniyor.

Bu kültürel hakların felsefesinde pozitif ayrımcılık yatıyor. Toplumsal yaşama katılımda dezavantajları olduğu düşünülen gruplara pozitif haklar verilmesini öngörüyor ama ille de anayasada Kürtlüğe doğrudan bir vurgu yapılmasına gerek yok. Nitekim üniter ulus devlet anlayışını benimsemiş olan İtalya, İspanya anayasalarına bakıldığında, bu toplulukların dolaylı ifadelerle bir biçimde koruma altına alındığı görülür. Örneğin, İtalya Anayasası "Cumhuriyet uygun önlemlerle dil azınlıklarını koruyacaktır" ifadesine yer verir, ayrıca bir başka maddede yerinden yönetimin en ileri şekli olarak uygulanan yerel özerkliği tanıdığını ifade eder. İspanya Anayasası da İspanya Ulusu'nun bölünmez bütünlüğünü vurgulamakla birlikte, ulusu oluşturan farklı toplulukların özerklik haklarına sahip olduğunu söyler. Yani, doğrudan doğruya bir grubu anarak, ona birtakım haklar verilmesinin anayasada yer alması gerekmez.

PKK'NIN BİTİRİLEBİLMESİ İÇİN BAAS REJİMİ DE DEVRİLMELİ

* Kürt sorununun uluslararası boyutu var mı?

 1980 darbesinden hemen evvel Öcalan'ın Lübnan'a gitmesiyle PKK uluslararası alana ayak basmış oldu. 80'li yıllarda Türkiye'nin iç sorunlarla boğuştuğu bir dönemde PKK gerek Orta Doğu'da ve gerekse Avrupa'da ciddi bir taban elde etti ve örgütlendi. Türkiye'deki Kürt sorunu sınırlarının ötesine geçmiş oldu. Bugün için artık Kürt sorununu sadece ulusal bir sorun, sadece bir iç iş olarak görmek, politikalarımızı bunun üzerinden üretmek bir deve kuşu politikasıdır.

* Basına yansıyan son planda Barzani'nin arabuluculuğu gündeme getiriliyor.

Orta Doğu'da yaşanan Suriye, İran, Irak eksenindeki son gelişmeler, Irak'ın gittikçe İran'la yakınlaşması, Şiilerin Irak politikasında etkinliğinin artması Barzani'nin Türkiye'ye daha yakın durmasına yol açıyor. Barzani çözümün bir parçası olmaya çalışacak gibi gözüküyor. Fakat, Barzani PKK'yı silahları bırakması veya silahlara başvurmaması konusunda nasıl ikna edebilir  ya da ne kadar köşeye sıkıştırabilir? İmkân ve yetenekleri kısıtlı, başarı şansı zayıf. PKK sadece Kandil ve Türkiye'den beslenen bir örgüt olmadığı için sadece Barzani ve Türkiye'nin ortak bir anlayışla hareket etmesinin yeterli olacağını sanmıyorum.

* Suriye'de yaşananlar nasıl bir etkiye yol açar?

Bugünkü koşullarda Türkiye ile Suriye'nin karşıt cephelerde yer alıyor olması, PKK'nın yeniden eski ittifaka işlerlik kazandırmasına imkân tanıdı. PKK, Kandil'deki varlığı zayıflasa bile Şam'dan alacağı destekle gücünü muhafaza edebilir. Türkiye açısından Baas rejiminin devrilmesi hem dış politikası açısından bir zorunluluk hem de iç politikası ve terör sorunu açısından bir zorunluluktur.

ÖRGÜTÜN HAYAT ALANI DARALDI


* PKK uluslararası bağlantılarını geçmişten bu yana hiç sekteye uğratmadan koruyor mu?


PKK şu anda gittikçe Orta Doğu'ya ve Türkiye'ye sıkışan bir profil çiziyor. Artık, Irak-Suriye ve kısmen İran hattıyla sınırlı bir bölgeye sıkışmış, hayat alanı daralmış bir PKK var. Bu, PKK'yı varlığını ispat politikası izlemeye itiyor. Belki de bu nedenle son 2-3 yıldır yoğun olarak PKK'yı konuşuyoruz. Eğer Barzani ile anlaşılabilirse, Suriye'deki Baas rejimi yıkılırsa, İran ile ilişkilerde olumsuz sürpriz gelişmeler olmazsa Türkiye sınırlarına veya yakın alanlara sıkışan PKK ile karşı karşıya kalabiliriz. Bu kısa vadede birtakım sorunları beraberinde getirse de orta vadede sorunun çözümüne hizmet edecek bir gelişmedir. Dış desteklerini kaybetmiş olması PKK'yı sivilleşmenin yollarını aramaya daha çok itecek, silah bırakmaya daha çok yaklaştıracaktır. 




banner8

banner35