Yüksek Seçim Kurulu yasaları gerekçe göstererek içinde BDP’lilerin de bulunduğu 12 tane bağımsız milletvekili adayının adaylığını veto etti. Veto kararını önceki gün, gerekçeli kararını da bugün açıklayan YSK’nın aldığı karar yasalara uygun mu değil mi bunu tartışmak istemiyorum. Türkiye’nin genel durumu, son yıllardaki gelişmeler ile birlikte alınan kararın sonuçlarına dikkat çekmek istiyorum.
Yüksek Seçim Kurulu yapısı itibariyle siyasi kararlar alıyor ve aldığı kararların siyasi sonuçları elbette olacak. Tüm siyasi partiler, mevcut mevzuatı çok iyi inceliyorlar ve biliyorlar. Aday belirlerken adayların taşıması gereken yasal şartları da çok iyi biliyorlar. Hal böyle olunca, bazen toplumsal psikolojik ortamdan ve genel konjektörden yarallanarak mevzuatı delme girişimleri olabiliyor.
YSK’nın kararına gerekçe olan mevzuat yeni getirilen bir mevzuat değil, aynı mevzuat ile Başbakan Erdoğan da 9 yıl önce milletvekili adayı olamamıştı. BDP’de bu mevzuatı bildiği için bazı adaylarının YSK tarafından veto edilebilme ihtimalini gözönünde bulundurarak riskli olan adayların müracaat ettiği illerden yedek aday müracaatları da yaptırdı. Yani YSK’nın kararı başta BDP olmak üzere kimse için son dakika golü değil.
YSK’nın gerekçeli kararını bugün açıklamasından sonra süreç “geri dönülemez noktada mı değil mi?” bir de ona bakalım.
Bağımsız adayların YSK’nın kararına dayanak olan gerekçelerinin geçersizliğini ispat edebilecek delilleri varsa, onlarla birlikte adaylık müracaatı yaptığı İl Seçim Kurulu Başkanlıklarına itiraz edebilecek. İl Seçim Kurulları da itirazlarla birlikte konuyu yeniden YSK’ya iletecek. YSK ise itiraz dilekçeleri ekinde sunulan belgeleri yeniden inceleyecek ve adaylıklarının önünde yasal engel bulunmadığı anlaşılan adayların vetosunu kaldıracak.
BDP bir yandan seçimden çekilmeyeceğini ve desteklediği bağımsız adayların memnu hakları ile ilgili belgelerin YSK’ya verileceğini açıklarken, diğer yandan da YSK vetosunu seçim öncesi etnik kimlik propogandasına dönüştürmek için fırsat olarak görüyor ve kullanmak istiyor. Bu nedenle açıklamalar yapıyor ve YSK’yı protesto ediyor. BDP’nin bu tavrını, desteklediği adayların veto edilmesi nedeniyle anlamak mümkün.
YSK ve bağımsız adaylar arasındaki gelişmeler BDP desteği ile olması gerektiği şekilde sürdürülüyor. Vetoyu siyasi malzeme olarak kullanmak ve seçmeni etkileyip seçimden kazançlı çıkmak isteyen CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise “Meclis toplansın ve 12 Eylül ürünü olan yasalarda gerekli düzenlemeler yapılarak sorun çözülsün” diyor. 12 Eylül 2010 Pazar günü yapılan Anayasa değişiklik paketi referandumu için “seçimlere bir yıl var değişiklik seçimlerden sonra yeni meclis tarafından yapılsın” diyen Kılıçdaroğlu, şimdi ise seçimlere iki ay kalmasına rağmen “hemen meclis toplansın ve 12 Eylül ürünü yasalar değiştirilsin” diyor. Fırsatçılık diye işte tam buna denir.
Anlayamadığım bir şey daha var…
Bugün sabah saatlerinde Cumhuriyet Caddesi’nden yürümek isteyen BDP’nin desteklediği milletvekili adayları, Aysel Tuğluk ve BDP’li Van Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da aralarında bulunduğu protestoculara izin verilmedi. Bunun üzerine protestocular Cumhuriyet Caddesi ile birlikte Zübeyde Hanım ve Milli Egemenlik Cadeleri arasındaki ara sokaklara dağıldı. Ara sokaklara dağılan grup, esnafı dükkanlarını kapatmaları için tehdit etti, dükkanlarını kapatmayan esnafın camlarını kırdılar, eylemlerine destek vermeyen vatandaşı taşladılar. Şark Yıldızı Gazetesi de kapatılması için tehdit edilen ve camları kırılan yerlerden bir tanesiydi…
Van Adliye Sarayı önünde YSK’yı protesto etmek isteyen grubun içerisinde yüzleri maskeli kişilerin varlığı, protestonun provokasyon amaçlı kullanılacağının ilk işaretiydi.
BDP temsilcilerinin yanıtlaması gereken sorular var;
* YSK kararıyla Şark Yıldızı Gazetesi’nin ne ilgisi var da tehdit edip camları kırıldı?
* YSK kararıyla MHP’nin ne ilgisi var ki MHP İl Teşkilatı’nın camları kırıldı?
* YSK kararıyla esnafın ne ilgisi var ki esnafa tehditle kepenleri kapattırıldı, kapatmayanların dükkanlarının camları kırıldı,?
* YSK kararıyla vatandaşın ne ilgisi var ki, arabalara molotof kokteyl atıldı ve taşlandı?
* YSK kararıyla bankaların ne ilgisi var ki molotof kokteyl atılarak yakılmak istendi, bankamatikler taşlandı?
Türkiye’deki derin yapı, vesayetçi sistemin devamı için demokratikleşmeyi ve gelişmeyi çıkarılan kaoslarla sürekli engelledi. Seçim dönemlerinde çıkardığı olaylarla halkın tercihini etkileyerek yönetim yapısını kendisine göre şekillendirmeye çalıştı. Seçimlerde başaramadıysa bunu muhtıra ve darbelerle gerçekleştirdi.
Uzun zamandan beri devlet elden gidiyor türküsünü söyleyen statükocu yapı, önce 'Cumhuriyet Mitingleri'ni denedi halk ilgi göstermedi, ardından 'üniversite öğrencilerini' kışkırtıp provoke etmek istedi başarılı olamadı. Son olarak ÖSYM’yi hedef göstererek 'liseli öğrencileri' sokağa döküp provoke etmeye çalıştılar. Hatta liseli öğrencilerin yaptığı bir protesto gösterisinde polis kılığında elinde telsizi ve silahı olan provokatörler polis tarafından yakalandı. Aynı çevreler şimdi de YSK vetosunu bahane ederek 'Kürt kimliği' üzerinden bir kaos çıkarmak istiyor…
Statükocu zihniyetin hazırladığı vesayetçi Anayasa yerine, sivil bir Anayasa yapılması için milad olabilecek sürecin başlayacağı 12 Haziran 2011 seçimlerinin huzurlu ve başarılı geçmesi için aklı selim olan herkes sorumlu davranmalı.
Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey ise sağduyulu olmak.
