Naif KARABATAK


Tercihimi adaylar belirleyecek

Tercihimi adaylar belirleyecek


Kayahan’ın o güzel şarkısında, nakarat halinde tekrarlanan bir dörtlük var; “Demek yine bana hüsran, Bana yine hasret var, Yine bana esmer günler düştü eyvah, Yine bana hüsran bana yine hasret var, Yine bana sensiz günler düştü.
 
İşte o dem, bu dem…
 
Türkiye’de ne kadar “demokrasi” derseniz deyin, siyasi partiler içersinde Demokrasinin “D”sinin bile hâkim olmadığını görebilirsiniz.
 
Hiç ayrım yapmadan, tüm partiler için bunu rahatlıkla söylüyorum…
 
Halk olarak da siyasi partilerden çok geri kalır yanı olmayanlarımız var…
 
Buna rağmen de yılardır farklı seçimlerde oy kullanıyor, tercihimizi belirliyoruz. Bazen darbe dönemlerinde dayatılanı destekliyor, bazen özgür ortamlarda dayatmaya rıza gösteriyoruz.
 
Oysa biz ne başımıza çoban seçiyoruz, ne de güdülecek koyunlarız.
 
Biz, bu ülkeye ve insanlara hizmet edecekleri belirliyoruz.
 
Seçtiklerimiz, bizden üstün oldukları için değil, hizmete talip oldukları için görev alabiliyorlar…
 
Görev verilenlerin de “daha iyi hizmet” etmek için bir diğerinden farkının olup olmadığı önem kazanıyor, sadece o kadar…
 
***
 
Bugün 11 Nisan, yani adayların açıklanacağı gün…
 
Bu sürece kadar birçok “nabız” yoklandı, birçokları da bu nabzın “yanlış atması” için didindi durdu…
 
Ortada atan bir nabız yok, attırılmaya çalışılan sanal bir nabız var…
 
***
 
Sürece bakalım isterseniz…
 
Önce saçma sapan bir temayül yoklaması ortaya çıktı…
 
Düşüncesi güzel, uygulaması felaket bir temayül…
 
Benim dediğim olacak” diye “güçlerinin devamını” sağlamaya çalışanlar, “hırslarına” uyanlar, “iradelerine ipotek koydukları” kişilerin avucuna çentiklenmiş liste tutuşturmuşlardı…
 
Ve “senin iraden olamaz, ben ne dersem o olur” diyerek “kendi temayülünü” belirlemişlerdi…
 
Ortaya çıkan irade, halkın veya teşkilatların iradesi değildi, birilerinin iradesinin sandığa yansıtılmasıydı…
 
***
 
Sonra ortaya “çok gizli anket” çalışması çıktı…
 
O kadar gizliydi ki, sağır sultan bile duymuştu…
 
Duymakla kalmayan sağır sultanlar, “anket formunun fotokopiyle çoğaltılarak farklı isimlerin öne çıkarıldığını” da maalesef görmüştü…
 
Bu ikisi de siyasi partilerin yöre insanının nabzını ölçmeye dönük bir çalışmaydı…
 
Doğrusu düşüncesi çok güzeldi ama uygulaması hiç de öyle olmadı…
 
Dolayısıyla da iki nabız ölçme, “çöpe atılacak sonuçlar” doğurdu…
 
Her iki yoklamadan da kimin ne kadar oy aldığı, ne kadar destekçisi olduğu veya olmadığının hiçbir önemi yok…
 
Çünkü başından sonuna kadar “dayatmanın gerçeğe dönüşmesi”nden öte bir şey değildi…
 
***
 
Şimdi ise siyasi partiler “adayımız bu, haydi oy verin” diyecekler…
 
Siyasi partisine, liderine, program ve tüzüğüne göre yönünü belirleyenler ise “dikte edilen liste”ye oy vermek için 12 Haziran’da sandığa gidecekler…
 
***
 
Hayatım boyunca her türlü dayatmaya karşı oldum…
 
Dikte edilenlere de sempatiyle bakamadım…
 
Bu konuda ne saplantım var, ne ideolojik kaygım…
 
Özgürlüğüne çok düşkün birisi olarak, oyumu da özgürce kullanmayı isteyenlerdenim…
 
Bu yazıyı özellikle bugün yazdım, henüz listeler belirlenmeden…
 
Önüme konulan listeyi beğenirsem oy veririm, beğenmezsem iki tercihim var; Ya “bana yakın başka parti”nin listesini incelerim, ya da sandığa gitmeyip, evde dinlenirim…
 
Siyasi partiyi beğenmek, liderini, kadrolarını, programını ve tüzüğünü benimsemek, dayatılanı kabul etmek manasına gelmez…
 
Hiç kimse dayatılana oy vermek, dikte edileni desteklemek zorunda değil…
 
Doğrusu birçokları gibi tercihimi siyasi partiler belirlemeyecek…
 
Liderler oyumun rengine hükmedemeyecek…
 
Zorla nabız ölçülmesini” sağlayanlar, irademe ipotek koyamayacak…
 
Borusunu öttürmek isteyenler yanımdan bile geçemeyecek…
 
Halkın iradesine ipotek koyduğunu sananlar hayal kırıklığına uğrayacak…
 
Ve ben, hiç kimsenin etkisi altında kalmadan, listeyi inceleyip, nasıl oy kullanacağıma karar vereceğim…
 
4 yıl daha “elim kırılaydı” diye bir yakınmam olmayacak…
 
İyi yaparlarsa “desteklemiş” olacağım, kötü yaparlarsa da “bir daha asla tercih etmeyeceğim”i anlayacağım…
 
Dayatılana değil, dilediğime oy verdiğim için içim huzur dolacak, kazansa da, kaybetse de “doğru bildiğimi” yapmış olmanın rahatlığını yaşayacağım…
 
Sizin anlayacağınız “yine bana hüsran, bana yine hasret var” şarkısını, 12 Haziran için söylemeyeceğim…
 
Naif Karabatak
11 Nisan 2011

- - -