Naif KARABATAK


Öyleyse susturun gitsin!

Öyleyse susturun gitsin!


Ülkemizde belli zamanlarda, belli yerlerden sahneye sürülen kaos oyunları vardır. Her seferinde oyuncuları değişse de, senaryosunda ufak tefek rötuşlar yapılsa da, başrol oyuncuları ile “kalleş artistleri” farklı olsa da, eski Türk filmleri gibi çok tanıdık, çok bildik oyunlardır, sahneye konan bu iğrenç oyunlar…
 
Genellikle birilerinin emeline ulaşması adına ortaya sürülen ve uygulamaya konulan plan sonucunda, kimin veya kimlerin öleceği, kimlerin zarar göreceği, ülkenin hangi yöne doğru kayacağı onların umurunda olmaz…
 
Tıpkı darbecilerin kendi iktidarları için koca ülkeyi kan gölüne çevirecek kadar vampirleştikleri gibi…
 
Star Gazetesi yazarı sevgili dostum Mehmet Metiner’e PKK’nın tertiplediği iddia edilen bir suikast senaryosu basında yer aldı…
 
Başarılı olmayan suikast girişiminden kimin nasıl bir çıkar sağlayacağı elbette merak konusu ama bugüne değin olanlardan kim ne çıkar sağladı ki?
 
Belki kaos isteyenler, o ortamı buldu…
 
Bazen de inançlı insanlara saldırmak isteyenler de bunu başardı…
 
Veya adresi yanlış göstermek için farklı terör örgütleri bir diğerinin adına kirli işler yaptı…
 
Kirli çamaşırlar şimdi ortaya çıkıyor, kendisini “derin” olarak gösteren terör örgütlerinin işlediği cinayetler PKK’ya mal edilirken, bazen de PKK kendi işlediği cinayeti “kardeş örgütü”nün üzerine atıyor…
 
Bu nedenle istendiği zaman gelen irticadan veya ülke huzura kavuşacakken gelen aydınların ölüm haberinden hep işkillendim…
 
Kubilay’la başlayan “iftira suikast” oyunu, halen devam ediyor…
 
Bazen farklı adlarla, bazen bizzat kendi imzalarıyla…
 
***
 
Mehmet Metiner, kimine göre “İslamcı” yazar, kimine göre ise “Kürtçü” yazar kategorisinde…
 
Buna rağmen de ne İslamcılara, ne de “Kürtçü” olduğunu iddia eden kişi veya guruplara yar olmamış bir isim…
 
Doğru değerlendirme yapanlara göre ise o demokrat bir yazar…
 
Kürtlerin de hakkını savunuyor, Türklerin de…
 
Hatta farklı din, mezhep ve etnik kimliklerin de hak savunuculuğuna soyunuyor. Herkesin inandığı gibi yaşamasını, fikirlerini özgürce ifade edebilmesini, yoksulluğun kökünün kazınmasını arzuluyor…
 
Sırf bu açıdan baktığında bile sayın Metiner’in söylediklerine Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan özellikle Kürt kökenli insanlarımızın karşı çıkmaması gerekiyor…
 
Ancak sorun, “onlar adına” ortaya çıktığını iddia edenlerde…
 
Bölge insanının yoksulluğuyla hayatiyetini devam ettiren PKK gibi örgütler, oranın zenginleşmesini isteyemez…
 
Çünkü herkesin kendisini özgürce ifade etmesi, yasadışı oluşumların işine gelmiyor…
 
Türkiye’nin demokratik açılımla başlayan hoşgörü ortamı, bu tür yapılanmaların sonunu getirir.
 
Baskı, zulüm, işkence, hak ihlali, yoksulluk, işsizlik, aşsızlık ve her türlü mağduriyet, “başkaldırı”nın gerekçesi olarak sunulur…
 
Böylece örgütlerine insan bulmakta zorlanmazlar…
 
Aksini savunanı ise düşman görürler…
 
Sayın Metiner, Demokratik Açılımla başlayan süreci en güzel özetleyenlerden birisi.
 
Hem iyi özetleyen, hem de bunu birebir içine sindirerek yaşayan aydınlarımızdan birisi…
 
İşte o zaman da ne Ergenekon camiasına, ne de PKK camiasına kendisini sevdirmesi mümkün değil…
 
Niyet doğru olsa, yani PKK’nın “Kürt sorunu” gibi bir derdi olup, çare bulmak istese, zaten demokratik açılım, bütün bunların çözümüne adım adım katkı sunacak önemli bir proje…
 
Eksiklikleri giderip, içini doldurmak da her zaman mümkün.
 
Nitekim Sayın Metiner de diğer demokrat yazarlar gibi herkesin kendini özgürce ifade edebileceği, dilinden, dininde, kıyafetinden ve yaşam tarzından dolayı ayıplanmayacağı, horlanmayacağı bir ülke özlüyor…
 
Böyle bir ülkede kaos arzulayanların yeri olabilir mi?
 
PKK’nın Sayın Metiner için “ölüm emri” verdiğine veya “suikast” planladığına inanmak istemiyorum.
 
Çünkü fikirler, karşıt fikirlerle çürütülür…
 
Eğer fikirler, ortadan kaldırmayla çürütülseydi, bugüne kadar bütün zulümlere rağmen halen tazeliğini koruyan hiçbir fikir yeryüzünde kalmazdı…
 
Üstelik de işin en kolayı, en korkak şekli tartışma yerine kavgayı seçmektir…
 
Ya da görüşlerine karşı bir görüşün yoksa “öyleyse susturun gitsin” kolaycılığına kaçmaktır…
 
Bu çözüm, tarihin hiçbir döneminde kabul görmediği gibi bundan sonra da görmesi mümkün değildir…
 
Hem hiç kimse unutmasın, Sayın Metiner’in de dediği gibi “Onursuz, korkak bir hayat sürmektense ölmek evladır.
 
Ve bu her zaman böyledir…
 
Naif Karabatak/RotaHaber.com
16 Şubat 2011