A) 160 kişi öldürüldü.
B) Aralarında sivillerinde bulunduğu 160 kişi öldürüldü.
C) 20’si çocuk 9’u kadın, 30’ u erkek 160 kişi öldürüldü.
D) Aralarında Türklerin de bulunduğu 160 kişi öldürüldü.
E) Aralarında Müslümanların da bulunduğu 160 kişi öldürüldü.
Yazılı veya görsel medyanın kullandığı “ölüm haberi” cümlelerinden alıntıladığım ifadelerin bazılarının okurken bile size diğerlerinden fazla dokunduğunu hissedebiliyorum. Çünkü, “aidiyet duygusu” söz konusu.
A seçeneği çok kullanılan bir sunum tarzı değildir. Genelde, doğal afetler sonucu gelen ölümlerde “ 160 kişi öldü, hayatını kaybetti, yaşamını yitirdi” şeklinde kullanılır. Yine de ölenlerin içinde çocuk, ya da kadın varsa “aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu” ifadesi sıkıştırılır.
B seçeneği belli ki bir savaş haberinin aktarımı. Burada, dikkatler sivillere çekilerek sanki askere ölüm “hakmış” , onun ölümü “doğalmış” ya da asker zaten “ölmek için doğmuş” gibi bir mana söz konusu. Üzüleceksiniz, sivillere üzülün ey millet! Asker kimse!
C seçeneğinin hiç kullanıldığına rastlamadım. 20’si çocuk 9’u kadına kadar son derece doğal seyreden sunum, “30’ u erkek” kısmında bir garip hal alıyor. Erkekler için asla ayrı bir parantez açılmaz, onlar ya askerdir, ya da ölmek için doğmuş erkekler. Sanki ölüm erkeğe yakışıyor. Sadece “160 kişi öldürüldü” dense kadın, çocuk ayrımı yapmadan tepki koyacağımız yerde “oh sadece erkekler ölmüş” der haldeyiz. Erkek kimse!
D seçeneği hedef kitlenin milliyetine bakılarak yapılan bir sunum tarzı. Hedef kitle, Türk ise “aralarında Türklerin de bulunduğu” , İngiliz ise, “aralarında İngilizlerin de bulunduğu” , Ermeni ise aralarında “Ermenilerin de bulunduğu” ifadelerini duymaya hazırlıklı olmalı. Maksat, başka milletlere üzülmüyorsunuz bari kendi milletinize üzülün demekse bir nebze anlayışla karşılanabilir. Ancak, amaç eğer bu kadar ölenin içinde üzülmeye değer sadece bizim milletimiz demekse vay halimize.
Peki, ya öldürme işini yapana ne demeli! Öldürdüğünü sadece kendi milletinden olmadığı için öldürüyorsa ne garip değil mi? Öyle olmak – her hangi bir milletten olmak” doğmak haricinde asla edinilemez. Edinilse bile “dönme” olunmaktan öte gitmez.
E seçeneğinde hedef inanç değerleri. Ölen benim dinimdense üzüleyim. Yine, hedef kitle “millet” gibi bölgesel olarak değişmekte. Ancak, milletten farklı olarak şartları değişkenlik –Yahudilikte, kişinin annesinin Yahudi olması şartı var -” gösterse de kişi sonradan başka bir dinin mensubu olabilir.
Öldüren açısından değerlendirdiğimizde durumun vahameti ortaya çıkıyor. Kişi, bir başkasını sırf kendisi gibi inanmıyor diye öldürebiliyor. Kendi inançlarını onda yaşatma mücadelesi vermek yerine, öldürmeyi tercih ediyor. Burada samimiyetsizlik söz konusu değil mi! Ben, şahsen inandığımın herkesçe yaşanmasını isterim, benim inançlarımı dinleyecek, anlayabilecek, yaşayabilecek tek canlı insanken, onu öldürmek de neyin nesi!
Sonuç olarak, modern dünya düzeni ölümü bile parselleme halinde. Ölen, kadın, çocuk değilse, “bizden” değilse, ölüm bizim ocağımıza düşmemişse sakin sakin haber yapabiliyor, izleyebiliyoruz. Bize dokununca biraz kıpırdanıyor, tepki gösteriyoruz. Oysa, herkes biz değil miyiz!
Benim üzülmeme, “160 kişi öldürüldü” denilmesi yeter. Ölüm bizim için, bu hepimiz için bunu biliyorum ama böylesi ölümü hiç kimseye yakıştıramıyorum. Peki ya, siz?
