Gençlik yıllarımda yabancı dil öğreten kurslar bu günkü kadar yaygın değildi. Dil kursları olsa bile 25 yıla yakın süre köylerde çalıştığımdan yabancı dil kursuna gidip dil öğrenme fırsatı bulamadım. Bu nedenle hayatımda çoğu kez yabancı dil bilememenin ezikliğini yaşadım.
Şöyle çevreme baktığımda, ortaokul, lise ve yüksek öğrenim kurumlarını bitirenlerin de onca çaba ve masraflarına rağmen İngilizceyi öğrenemediklerine ve konuşamadıklarına şahit olunca bu yönden herhangi bir kaybım olmadığını da görüyorum.
Gençlerimiz yıllarca okullarda İngilizce dersi alır. Alır almasına da bunca çabalarına karşın onlara İngilizce öğrettiğimizi sanarak hiçbir şey öğretmediğimizi de görüyorum.
Dil öğrenmek için 60 yaşında Halk Eğitim Merkezi’nin açtığı İngilizce kurslarının birinci ve ikinci kurlarına katıldım.
Kurs öğretmenimiz, Cumhuriyet Lisesi’nin ‘Süper Lise’ bölümü açıldığında oğlumun İngilizce öğretmeni olan Erol Paylan idi.
Erol hocam tecrübeli, İngilizceye hakim ve başarılı öğretmenlerimizden birisidir. Kendisinden bir yıl boyunca ders aldığım için kendimi şanslı hissediyorum.
Bir yabancı dil öğrenmenin en etkili yolu, o ülkeye giderek belli bir süre kalmak ve buralarda hizmet veren dil kurslarına katılmak olduğunu kabul etmeyen yoktur.
Dil öğrenmek için gittiğiniz ülkede genelde Türkçe konuşma şansınız yoktur. Böyle olunca o ülkede konuşmaları çokça dinlemek zorunda kalıyorsunuz. Haliyle belli bir zaman sonra bir de bakıyorsunuz ki o dili konuşmaya başlamışsınız.
Çocuğu olanlar iyi bilir ki çocuk doğduğu andan başlayarak bir iki yıl sadece dinler. Dinledikleriyle önce tek kelimelik cümlelerle derdini anlatmaya çalışır.
Zaman içerisinde kullandığı cümlelerdeki kelime sayısı çoğalır. Okula gittiğinde ise konuştuğu dilin kurallarını seviyesine uygun olarak öğrenmeye başlar.
Biz çocuklara ve gençlere İngilizce öğretmek için yanlış bir metot uyguluyoruz gibi geliyor bana.
Okullarımızda İngilizce öğretimine bakacak olursak, daha ilk günden başlayarak birbirinden ilgisiz kalıplar ezberletilir. Bolca kural öğretilir. Genelde boşluk doldurmacalı bol alıştırmalar yapılır. Öğrenci ne kadar çok boşluğu doldurursa o kadar başarılı sayılır.
Yabancı dilde düz cümle kurmayı öğretmeden soru cümlesi kurdurarak İngilizceyi öğretmeye çalışıyoruz. Düz cümle kuramayan çocuk soru cümlesini nasıl kullanarak soru sorabilir konusu da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Okullarımızda dil öğreten derslikleri, laboratuarları bırakın çoğunda kaset dinleme ve CD izleme imkânı bile yoktur. Bu nedenle yeteri kadar konuşmaları dinleme ve konuşma alıştırmaları yapılamaz. Öğrenci ezberlediği kelimeleri doğru telaffuz edemez.
İngilizcenin i’sini bilmeyen çocuğu kalıp ve kural cenderesinde iyice eziyoruz.
İlk açıldıklarında Anadolu Liseleri’nde öğrencilere bir yıl hazırlık okutulur, İngilizce, laboratuar ortamında öğretilir daha sonraki yıllarda derslerin çoğu İngilizce işlenirdi.
Sonraları birileri kirli elini buralara da soktu ve Anadolu liselerini üniversiteye öğrenci gönderen okullar haline gelmesini sağladı.
Çare ne diye soracak olursanız, öncelikle Milli Eğitim Talim ve Terbiye Kurulu bu konuya eğilerek yabancı dil öğretiminde yaşanan aksaklıkları bilimsel şekilde tespit edip gerekli program ve yöntem değişiklikleri yapmalıdır.
İkinci olarak çoğu eğitimcinin üzerinde durduğu gibi okullarda İngilizcenin kaldırılıp İngilizce öğrenme üniteleri, istasyonları veya okulları açılmalıdır. Bu üniteler, istasyonlar veya okullar her türlü araç ve gereçle donatılarak her birisi yabancı dil öğreten laboratuarlara çevrilmelidir. Gerçekten İngilizce öğrenmek isteyenler ise bu birimlere devam etmelidir.
Böylece bu sistemle öğrenciler İngilizceyi şakır şakır konuşabilecek seviyeye gelebileceklerdir.
Yoksa yıllarca hiç bir şey öğretemediğimiz gençleri kurslara yönlendirip birer sertifika almaların sağlarız ki gençler, çoğu kurs adı altında soyulur.
Kalın sağlıcakla.
15.08.2011
Gürbüz Battal
