Elif NİSA

Tarih: 13.02.2014 17:46

Mesleğimiz Uhuvvet Değil mi?

Facebook Twitter Linked-in

“Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Mesleğimiz halîliye (Allah’ın dostu olan Hz. İbrahim(as)’ın örnek alındığı yol) olduğu için, meşrebimiz hıllettir(çok güçlü dostluktur). Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası(en temel şartı), samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder(düşer, alçalır). Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.” der Bediüzzaman.

 Yani kardeşlik, kendi nefsani duygularını unutup, kardeşlerinin meziyetleri ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

Yüce Allah’ın ‘Müminler ancak kardeştirler…’ (Hucurat Suresi, 10) ayetiyle haber verdiği ve müminlerin kalpleri arasında kıldığı kardeşlik bağı, çok derindir, çünkü bu sevgi onların kalplerini dolduran Allah sevgisinden kaynak bulur. Müminler, kalplerinde taşıdıkları Allah korkusu sebebiyle de Allah’ın hoşnut olacağı bir hayat sürmeyi arzu ederler. Aralarındaki sevgi, Allah sevgisi ve Allah korkusu temelleri üzerinde kurulmuştur ve bu sağlam temeller üzerinde yükselir.

Samimi müminler, Allah’ın buyruğu olan 'hayırlarda yarış'ı benimser. Yüce Allah'a yakın olabilmek için, bu rahmani yarışta gücü yettiğince çaba harcayan her mümin, kardeşine de yardımcı olur. Rabbinin rızasını kazanabilmek için ettiği duaları kardeşi için de eder. Onun da Allah yolundaki mücadelesinde en fazlasını kazanabilmesi amacıyla, samimiyetle destek olur.

Aralarındaki bu sağlam gönül bağı sebebiyle, her konuda birbirleri için özveride bulunur ve birbirlerinin hatalarını bağışlarlar. asla kin ve düşmanlık gütmez, asla buğz etmez. Bu hâl, Rabbimiz’in beğendiği üstün ahlâka asla uymaz.

Üstad bu güzel ahlâkı kazanma yönünde şu tavsiyede bulunur:

“Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte(insanların değer vererek yönelmelerinde), hattâ menfaat-i maddiye(maddi çıkarlar) gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ, en lâtif(hoş) ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi(iman hakikatini) muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en mâsumâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık(bencillik) gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzunuz varsa, çendan(gerçi) onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki(aranızdaki) sırr-ı ihlâsa(ihlâs sırrına) zarar gelebilir.”

Ayrıca kin beslemenin, düşmanlık etmenin insanın hem kendi nefsine, hem mümin kardeşine, hem de ilâhi rahmete zulmettiğini, tecavüz ettiğini söyler. Çünkü insan, kin ve düşmanlıkla nefsini büyük bir azapta bırakır.

Tesanüd, şeytanı müthiş kızdırır. Müminlerin arasındaki tesanüd ve dayanışmayı bozmaya çaba gösteren, aralarını açmaya çalışan bu sinsi düşmana Kur’an şöyle dikkat çeker:

 'Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.' (İsra Suresi, 53)

Şeytanın planlayıp uygulamaya koyduğu sinsi tuzaklarına düşmemek için müminler birbirlerine hatırlatmalarda ve uyarılarda bulunurlar. Gerçek sevgi de budur. Bir mümin ahirette yalnızca kendi vereceği hesabı düşünmez. O, kardeşlerinin de sonsuz mutluluğuna vesile olabilmeyi ister. Bu sevgi herhangi bir dünyevi çıkar kaygısı ile bozulmamış sevgidir, Allah’ın, müminlerin kalplerinde kıldığı bir nimettir.

Uhuvvetin eksikliği ise Bediüzzaman’ın ifadesiyle muzırdır, zulümdür ve hatta sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için zehirdir. Müslümanların kendi aralarında kardeşliği yaşa-ya-mamaları, İslam’a kalbi ısınacak olanların da uzak durmalarına sebep olur.

Ve aynı şekilde İslam âleminin uhuvvet ve tesanüdü gerçekleştirememesi, belâ üzerine belâ ve musibet üzerine musibet gelmesinin sebeplerinden en önemlisidir. Bu, Allah’ın ‘uyuyan’ Müslümanları uyandırma yöntemidir.

‘Dün’ İslam alemine bir belâ daha yaşattı Allah. Adil olmayan bir kararla “asalım” çığlıkları arasında Bangladeş’de bir Müslümanın- Abdülkadir Molla- daha canı alındı. İnsan öldürmek çok zor bir şey olduğu halde, bu kadar kolayca yerine getirilmesi, uhuvvet eksikliğinden yaşandı. Sevgisizliğin ve vahşetin bu seviyeye ulaşmış olması ürkütücüdür. Yanlışlıkla bir adam öldüren Hz. Musa(as), büyük elem yaşamıştı. Kaldı ki buradaki durum, bir Müslümanın bile-isteye canını almaktır. Sebebi de uhuvvet eksikliğinin verdiği zehirdir. Müslümanların bunca belâya, zorluğa, zulme karşı halâ aralarında tesanüdü ve birlik ruhunu yaşayamamalarıdır. Halâ birlik olamamalarıdır.

 ‘Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler...’ Hz. Muhammed (asm)

 

Fuat Türker

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —