Numan AKKOYUNLU

Tarih: 10.03.2013 12:11

Karşılıklı Anlayış!

Facebook Twitter Linked-in


 
Fikir beyan etmek ne güzel, insanca tartışmak ne güzel! Ah birde bunu hakaret etmeden yapabilsek daha da güzel olacak.

Sırf kendisi gibi düşünmüyor diye, karşıdakine hakaret etmek, onu küçümsemek, beğenmemek ne kadar akılcıdır, ne kadar ilmidir, fikridir...

Herkes kendi görüşünü, karşılıklı sevgi ve saygı içerisinde yaparsa mutlaka kendisine de saygı duyulmasını sağlayacaktır. Aynı zamanda yazdıklarının da bir kıymeti harbiyesi olacaktır. Eğer hakarete dönük bir dil kullanırsa, yazdıkları da kullandıkları dil paralelinde kalacaktır...

Paylaşım, etkileşimi; etkileşim ise biri birilerimizin fikirlerinden istifade etmemizi sağlar. Yeter ki bunu karşılıklı saygı ve anlaş çerçevesinde yapabilelim.

Bizler bireyiz; duygu, düşünce ve kendi iç dünyalarımız, hissiyatımız var. Hiç kimse diğerinin tıpatıp aynı düşüncesini taşıması imkânsız, zaten eşyanın tabiatına da aykırı…  Öyleyse; ayrıcalıklarımızın olması kadar daha doğal ne olabilir ki? Bu insan olmamızın da bir gereği değil mi?

Son zamanlarda, hemen her alanda adeta kutuplaştık. Bırakın fikir beyanını, daha hangi görüşten olduğunu öğrenir öğrenmez o kişiye karşı bakış açımız değişiyor. Dediği, diyeceği ne varsa ağzını açmadan karşı tez oluşturuyoruz. Fikirlerimizi söyleme imkânımız olmuyor. Sürekli hakaret ediyoruz, ötekileştiriyoruz, hor görüp aşağılıyoruz. Karşılıklı suçlamalarda bulunuyoruz, kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz. Biz akıllı, karşımızda ki geri zekâlı oluyor. Biz olayları çözen, kavrayan, onu; hiçbir şeyin farkında olamayan zavallı birisi olarak görüyoruz, ya da varsayıyoruz. Hatta bizler vatansever, milliyetçi; karşımızdakini de rahatlıkla vatan haini ilan edebiliyoruz.

Davranışımız, bakış açımız böyle onluca da; kavga, gürültü, saygısızlık, hiddet, şiddet hepsi kendiliğinden oluşuveriyor. İnatlaşmalar başlıyor, birimizin ak dediğine, diğerimiz kara diyoruz. Sonuçta anlaşamıyoruz, karşılıklı sevgi ve saygıyı yok ediyoruz, yazık oluyor…

Hani atalarımız ne demiş: “İnsanlar konuşa konuşa anlaşır.” Peki, neden bizler bunu böyle yapmıyoruz? Neden biri birimize tahammülümüz yok? Bunu hiç düşündünüz mü, ya da düşündük mü?

Bence sebebi çok açık; okumuyoruz, takip etmiyoruz. Kendi fikrimizi, görüşümüzü oluşturmuyoruz. Dolayısyla sürekli birilerinin etkisinde kalıyoruz. Bu birileri ise durumlarını çıkar ilişkisine göre ayarlıyor. Eğer çıkarına dokunulmuş ise, karşı taraf hakkında aleyhte propagandaya başlıyorlar. İnsanları o beğenmediği, çıkarına dokunan olaya karşı kışkırtıyorlar. Bunda da başarılı olabilmeleri için o konuyu provoke ediyorlar. Kitleleri, çeşitli iletişim kanallarını kullanarak peşinden sürüklüyorlar. Maalesef kısmen de olsa bunu başarabiliyorlar. Hatta iç ve dış mihrakların, ülkemiz üzerinde oynadığı çirkin oyunlarının dahi farkında olmadan figüranı oluyoruz.

Bu tür inkârcı politikalara günümüzde o kadar çok şahit oluyoruz ki, örneklerini saymakla bitiremeyiz. Doğruluğundan emin olduğun herhangi bir konuyu, eğer işine gelmemişse bilerek çarpıtıyorlar. Sırf muhalefet olsun diye o konu hakkında gözümüzün içine bakarak yalan söyleyebiliyorlar. Hatta o kadar ileriye gidiyorlar ki; kendi çıkarlarını ülke çıkarlarının kat be kat üzerinde görüyorlar. Sonra da vatan, millet hamiliğine soyunuyorlar…

Eğer bizler; olayları bizzat takip etmezsek, sözüm ona bu hamiyetperver(!) insanların girdabından kurtulamayız. Kendi görüşümüzü, kendi fikrimizi okuyarak, araştırarak oluşturmak zorundayız.  Neyin doğru neyin yanlış olduğunun mutlaka kavramalıyız. Yoksa art niyetli insanların, fark ettirmek istediklerini fark etmek mecburiyetinde kalırız…  Kim ne derse ona inanırız, ona kanarız.

Öyleyse yapacağımız tek şey; okumak, araştırmak, olayları takip etmek olmalıdır. Eğer anlamadığımız, anlayamadığımız bir konu olursa, o konuyu da mutlaka çok iyi araştırmalıyız, aslını astarını öğrenmeliyiz. Ya da konu hakkında fikir beyan etmemeliyiz. Böylelikle de kimseyi kırmamış oluruz, haksız ithamlarda bulunmamış oluruz… İster iktidar olsun, ister muhalefet olsun hiç fark etmez; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmeliyiz. Karşı fikre tahammül edebilmeliyiz, her bireye ve görüşe saygı duymalıyız. Bu bizim hem insani görevimiz hem de demokrasinin kuralıdır. İnsani yaklaşımlar aynı zamanda konulara daha objektif bakmamızı da sağlayacaktır.

Ön yargılı insanların oyununa gelmemiz, meydanı onlara bırakmamamız için yapmamız gereken bir başka görevimiz de; demokrasiye inanmalıyız ve onun kurallarına saygılı olmalıyız. Unutmayalım ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik bir hukuk devletidir. Kimsenin keyfine ya da isteğine göre hareket etmek zorunda değiliz. Aynı zamanda devlet kimsenin tekelinde de değildir. Bu devlet, bu bayrak hepimizin! Kimse kimseden daha vatanperver olduğunu varsayıp, kendini ön plana çıkarmasın.

Demokratik ve hukuk devletinde yasalar oldukça açıktır. Demokrasi; halkın rejimidir, halk kimi seçmişse ülkeyi yasalar çerçevesinde o yönetecektir. Ülkenin yönetimi hiç kimsenin inisiyatifinde değildir, baki de değildir, halk ne derse o olacaktır. Muhalefet ise, yine yasalar çerçevesinde görevini yapacak. Ama objektif olacak, doğruya doğru yanlışa yanlış diyecek. İktidarı düşman bellemeyecek, hatta o iktidara oy verenlere aptal, geri zekâlı demeyecek. Aksi takdirde demokrasiyi, hukuku, çok savunduğu bu sistemi inkâr etmiş olur. Muhalefet tavrını olumsuz şekilde sürdürürse, aynı oranda karşılığını alır. Bu da işte beraberinde çatışmayı getirir. Aslında bunlara hiç gerek yok.

İktidarın icraatlarını; eğer muhalefet beğenmiyorsa, beğenmediği yönlerini medeni ölçüler içerisinde, kimseyi aşağılamadan, hor görmeden hakaret etmeden halkıyla paylaşır, bilinçlendirir. Halkta bir dahaki seçimde gereğini yapar. Bu budur, artık buna alışmalıyız.

Demokrasinin gereğine inanır ve olaylara da objektif bakarsak, hepimiz kazançlı çıkarız. Karşılıklı sevgi ve saygı, biri birimize tahammül etmek bütün problemleri çözer. Huzur ve refah, kardeşçe yaşamak kendiliğinden gelir…

Evet; karşılıklı sevgi ve saygı, azcık anlayış! Bunu da lütfen birbirimizden esirgemeyelim. Ne kadar fikirlerimiz ayrı olsa da.

Selam, saygı ve muhabbetle efendim...

 

10.03.2013 // Numan AKKOYUNLU



Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —