Yardımlaşmak güzel bir haslettir. Tabi reklam kokmamak kaydıyla… Çünkü bir ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi riya da yapılan ibadetlerin ve hayırların sevabını yok eder. Öncelikle yardımlarda bu hususu göz önünde bulundurmalıyız. Yardımları desinler diye değil, Allah rızası için yapmalıyız ki bize bir hayrı olsun.
Toplumu hayra teşvik etmek için reklamlı hayırların yapılmasını savunanlar azımsanmayacak kadar çok. Oysa yapılan hayırlarda sağ elin verdiğini sol elin görmemesi gerektiğini hep unutuyoruz. Yardımı alanın onurunu düşünüp empati yaptığımızda reklamımızın yapılmasını ister miydik? Hepimizin cevabının hayır olacağından emim. O zaman yardımlarımızı alanın onurunu zedelemeden ve minnet altında bırakmadan yapalım.
Üstelik yardımımızı almaya değer bulup kabul ettiği için teşekkür edelim. “Ya kabul etmeseydi, ya yardım edemeseydik” diye düşünürsek şükrümüz ve sevabımızın artacağını ümit ediyorum.
Şimdi gelelim asıl konumuza. Günlük yaşantımız içerisinde hiç aklımıza gelmeyen, zaman zaman gündeme geldiğinde de dudak büküp geçtiğimiz, ancak bir o kadar da sorumlu olduğumuz, kalbi yaralı, yüreği acılı, boynu bükük yetimlerden söz etmek istiyorum.
Reklamı bol olan hayır işlerinde adeta yarışan hayırseverlerimiz, “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” düsturunu ilke kabul edip yetimler ile ilgili olarak yeterli adımı atıyor mu?
Çoğu kez dikkatimizden kaçan ancak bir o kadar da hassa ve önemli bir konuyu gündeme getirerek bir adım atılmasına vesile olmak istiyorum.
“YETİMLER” denince adeta başka dünyaların insanlarından söz ediyormuş gibi ötekileştiriyoruz. Oysa her yönüyle korunaksız, sevgiye, ilgiye, şefkate, merhamete ve desteğe muhtaç olan bizim çocuklarımız. Hiç birimiz ömrümüzün ne zaman sona ereceğini çocuklarımız, canlarımız, ciğerparelerimiz yetim kalır mı kalmaz mı bilmiyoruz…
Ya kalırlarsa? Ya şefkate, ilgiye, alakaya muhtaç olurlarsa?
İlgisiz kalmasını, gözü yaşlı per perişan olmasını ister miyiz?
Elbette hayır… Ama garantimiz yok… Etrafımızdaki çocuklardan bir tanesi de bizim çocuğumuz olabilir.
O halde “YETİMLER” denince kendi yavrularımızı düşünelim ve ona göre davranıp yetimliklerini hissettirmeyelim.
Dikkatinizi çekmeye çalıştığım YETİM çocuklar ile ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Dünyada 143 milyon yetim çocuk var. 60 milyon çocuk ise her gün aç yatıyor. Yaptığımız israflarda bu çocukların gasp edilen hakları var. Her yıl dünyada 2,5 milyon çocuk kaçırılıp satılıyor ve bunların çoğu kız çocuğu. Dünya’da savaşlar, işgaller, doğal afetler, fakirlik veya başka nedenlerle ailelerini kaybeden kimsesiz çocuklar yaşanabilecek en büyük acıyı yaşıyor. Sahip olduğumuz imkânları düşündüğümüzde bir şükür ifadesi olarak bu çocuklara sahip çıkmak önemli sorumluluklarımızdan birisi diye düşünüyorum.
Türkiye’de bu konuda sorumluluk yüklenmiş destekçi aile sistemiyle dünyadaki yetim çocuklara sahip çıkan 15 bin aile bulunuyor. Biz de kendi çevremizdeki yetimlere sahip çıkarak toplumun bu konudaki bilincini pekiştirip ve geliştirebiliriz. Hem bir hayır yapmış, hem de toplumda yapılacak hayırlara vesile olmuş oluruz.
Kendimiz ve ailemiz için var olan şefkatimizi çevremiz için de paylaşmak bizi bir vücudun azaları gibi yapar.
Merhamet; esirgemek, acımak, zayıf ve fakir insanlara yardımda bulunmak ve ince kalpliliktir. Şefkat ise esirgeyerek sevmek, içten gelen ve karşılıksız bir sevgidir. Her iki duygu da, tariften çok yaşanan ve hissedilen kalbi duygulardır.
Merhamet ve şefkat, Peygamberimizin yüce şahsiyetinin bir aynası gibidir. Onun kadar merhametli, onun kadar şefkatli ve ince ruhlu bir insan yeryüzüne gelmemişti
Peygamberimizin yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Onlara çok müşfik davranırdı. Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu. Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı.
Yetimlere bakmak ve onların ihtiyaçlarını gidermekle ilgili o kadar çok hadis-i şerif var ki, bu hadis-i şeriflerden haberdar olan bir Müslüman’ın yetimlere karşı kayıtsız ve lakayt kalması mümkün değildir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu konuda;
- “Müminler birbirlerini sevmede, merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı (bir mümin) acı çektiği zaman, diğer organları da uykusuz kalıp acı çekerler.” (M6586 Müslim, Birr ve Sıla, 66)
- “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (B7376; Buhari,Tevhid, 2).
- 'Küçüğümüze acımayan ve büyüğümüzün hakkını tanımayan bizden değildir.' (Ebu Davud, Edeb, 58)
- 'Yetimin işleriyle ilgilenen kimse, ister yetimin yakınlarından olsun, ister yabancılardan olsun, (orta parmakla işaret parmağını göstererek) benimle Cennette şu iki parmak gibi beraber bulunacaktır.' (Ebû Dâvud, Edeb: 123)
- 'Yetimi kendine yakın tut. Başını elinle okşa ve onu sofrana oturt. Böyle yaparsan kalbin yumuşar ve hacetin görülür.' (Ramûz, c. 1/22-7)
- 'Müslümanlar içinde ev yönünden hayırlı olanı yetime iyilik eden evdir. Müslümanların en şerli evi de yetime kötülük yapılan evdir' (Tergib ve Terhib, c. 5/170-10) buyurarak can alıcı bir şekilde konunun önemine ve hassasiyetine dikkat çekiyor…
Çok şükür inanıyoruz ve inancımız fakirlere, muhtaçlara, kimsesizlere, öksüz ve yetimlere yardım etmeyi ısrarla emrediyor. Öyle ki zerre miktar inancı olan kimse, fakirler ve yetimler ihtiyaç içerisinde kıvranırken, rahatça yiyip içemez.
Şimdi de yetimlere iyilik yapılmasını, iyi davranılmasını emreden, yetim malı yemeyi yasaklayan âyet-i kerîmelerden bazılarını paylaşmak istiyorum.
- 'Sen yetim iken O seni barındırmadı mı?
- 'Sen yolunu şaşırmış bir kavmin içinde iken O sana yol göstermedi mi?
- 'Sen yoksul iken O seni zengin kılmadı mı?
- 'Sakın yetime kötü davranma.
- 'Bir şey isteyeni azarlama.
- 'Rabbinin nimetini de yâd et.' (Duha sûresi/6-11)
- 'Rüştüne erinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın— onu korumak ve arttırmak gibi daha güzel bir şekilde olursa başkadır. Ahdi de yerine getirin. Muhakkak ki ahidden dolayı mesuliyet vardır.' (İsrâ sûresi/34)
Âlemlerin Efendisi Peygamberimiz (S.A.V.)’in sözlerinin ve Kâinatın Yaratıcısı Allah (CC) ‘nun ayetlerinin üzerine söylenecek bir sözümüz kalmıyor.
Hepimiz bu hassasiyetleri biliyoruz. Allah rızası için yediğinden yedirip, giydiğinden giydirerek, şefkatle yetimin başını okşayıp, yetimin saçları sayısınca ecir ve sevap kazanmak istemez miyiz?
Dileğim, çevremizdeki yetimlerin boynu bükük kalmasın, yetimliklerini hissetmesin.