1970’li yılların sonları…
Bilenler bilir, bilmeyenler lütfen birilerine sorsun bu dönemi…
Çünkü, bu yazıda pek detay yok o zamanlarla ilgili…
Ülkücü iki teyze oğlu, komünist avına çıkar…
Bir komünist vardır, adam vatan hainidir. İnançsızın tekidir. Teyze oğulları adamı yakalarlarsa fena yapacaklar…
Nihayet bulurlar komünisti… Dönemde memleket sormak modadır. Sorarlar… Yanıtı alınca şaşırırlar. Aynı ilçeden çıkarlar…
Bir soru daha. Hangi köyden?
Cevap şaşkınlıklarını artırır teyze çocuklarının, çünkü komünist annelerinin köyündendir.
Heyecanla, “kimin oğlusun diye?” sorarlar.
Yanıt, şaşkınlığı çetrefilli duygular içerisine sokar…
Çünkü, adam bizimkilerin yıllardır görmedikleri öz dayılarının oğludur…
Bu birinci gerçek.
Aklınıza gelenleri biraz tutun…
İkinci gerçek olaya başlıyoruz…
Sene 2011…
Anneleri amca kızı olan birbirlerine teyze kızı diye seslenen iki bayanın hikayesi bu…
Çocukluklarında yaz tatilinde görüşürler…
Yıllar geçer…
İkisi de evlenir…
Tabii birbirlerinin düğünlerinden haberleri olmaz.
Biri sürekli olmasa da teyzesini arar, hal hatır sorar.
Bu görüşmelerin birinde teyzesinin kızıyla aynı şehirde oturduklarını öğrenir. Şöyle kaba bir tarif dinler teyzeden. Teyze kızının yeni soy adını alır… Eşinin adını öğrenir. İçinden der ki “ aynı mahallede oturuyoruz ya aynı binada oturmasaydık bari.”
Elektrik faturalarının geldiği bir günde bizimki tesadüfen teyze kızının kocasının ismine rastlar. İçinden geçen olur. Aynı binada hatta altlı üstlü otururlarmış. Hem de bir yıl boyunca. Bir birlerinden haberleri olmamış. Bir kere birlikte asansöre binip selamlaştıkları bile olmuş…
Birinci olayın anlatımı bitince aklınıza telefon, teknoloji gibi vesaire şeyler geldi diye düşündüm.
Şimdi aklınıza gelenleri yapın: Bir akrabanızı arayın.
