Ziya TÜRK


Ermeni Ayini Notları ve Düşündürdükleri…

Ermeni Ayini Notları ve Düşündürdükleri…


Eylül 2010’da başlayan ve bu yıl beşincisi yapılan Akdamar Adası’ndaki Ayin birçok yönü ile tartışılıyor. Ancak genel anlamda demokratikleşme çabaları, yapılanlar ve gelinen nokta yeterli olmasa da Türkiye’nin normalleşme süreci açısından çok önemli bir aşama. 10-15 yıl önce korku baskı ve tehditlerin yüksek sesle dolaşımda olduğu Türkiye’de,  artık demokrasi, özgürlük ve hoşgörü baharı çiçek açtı. Hepimizin ortak sorumluluğu bu çiçeği korumak ve geliştirmek için iyi niyetli, insani ve vicdani çaba göstermek.

Akdamar adası ile ilgili restorasyon çalışmaları dönemin Van Valisi Niyazi Tanılır zamanında başladı. Niyazi Bey’in Kınalı Ada’daki Ermeni Patrikanesi’ni ziyareti sırasında Ermeni Patriği Mutafyan, “Restorasyon ekibi içinde bir tane de Ermeni mimar bulunsun ki restorasyon yapının ruhuna uygun gerçekleştirilsin” diyerek hassasiyetini belirtmişti. Restorasyondan sonra da Akdamar Kilisesi’nde yılda bir kez de olsa sembolik bir ayin yapılmasını çok isteyen Mutafyan,  rahatsızlandığı için hiçbir ayine katılamadı. Bu nedenle ayinler Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan tarafından yönetiliyor.

İSLAM VE MÜSLÜMAN HOŞGÖSÜRÜSÜ

2010 yılında ayinin yapılıp yapılmaması üzerine “Van’da yaşanan katliamlar var”, “Zeve Şehitliği’ndeki şehitlerimizin kemikleri sızlar”, “Ülke satılıyor mu?” “Müslüman mahallesinde salyangoz mu satılacak?” şeklinde birçok eleştiri ve itirazlar olmuştu. Tabi bu itirazlar belki de geçmişte yaşanan acıların yeniden yaşanmasından duyulan kaygıların dışa vurumuydu.

Ancak İslam herkese inancını öğrenme ve yaşama özgürlüğünü veren bir dindir. Müslümanlar da bu anlamda hoşgörülü ve herkesi insan olarak değerlendirip, temel insani ihtiyaçları ve tercihleri saygı ile karşılıyor.

Hıristiyan dünyasında “minarelerin kiliselerden daha yüksek olmasına müsaade edemeyiz” diyen bir anlayışın, camilerin kundaklandığı bir barbarlığın yaşandığı ve Hıristiyan dini otoriteler tarafından da kınanmadığı çağımızda, İslam’ın ve Müslümanların hoşgörüsü IŞİD ve benzeri terör örgütleri ile bilinçli oluşturulan olumsuz algı ile asla karalanamaz.

2010 yılında ayinlerin yapılmasının Müslüman hoşgörüsü, sosyal kaynaşma, bölgenin olumsuz güvenlik algısının değişmesi, Van’ın ve insanımızın Ermeni diasporası dışında dünyaya doğru şekilde tanıtılması için yeni bir kanalın açılmış olması, turizm ve istihdam gibi birçok açıdan gerekli ve önemli olduğunu yazmıştım. O zaman beni Ermeni sever olarak ilan edenler, şimdi ayini o engin hoşgörü kültürümüz ile olumlu karşılıyor.

AYİN DEĞİŞEN TÜRKİYE’NİN SOMUT BİR GÖSTERGESİ

Eylül 2010’da ilkinin yapıldığı o günlerden ayinin 5.’sinin yapıldığı bugünlere geldiğimizde gerek organizasyon, gerekse toplumsal kabullenme ve kaynaşma açısından ciddi mesafeler alındı. Ayrıca Türkiye’nin normalleşen yüzünün dünya toplumları tarafından somut bir şekilde görülmesi ve turizm açısından da ilerleme kaydedildiği yadsınamaz bir gerçek.

Gevaş Belediye Başkanı Sinan Hakan’ın düzenlediği ve ayin için gelen Hıristiyan din adamlarının, ayin protokolünün, Gevaş Kaymakamı’nın yanı sıra  Gevaşlılar başta olmak üzere yöre insanımızın da katıldığı barış ve kardeşlik yemeği Türkiye’nin normalleşmesinin somut bir örneğini sunmuş oldu.

Herkesin ülkemizin huzuru ve dünya barışı için dilekte bulunmasını, Suriye, Irak, Gazze gibi dünyanın birçok yerinde süren savaşların sona ermesi için dua etmesini önemsiyorum. Ancak bu yemekte gözüm Van İl Müftüsünü aramadı dersem yanlış olur. İdari ve siyasi temsilcilerimizin olduğu ancak dini temsilcilerimizin olmadığı bir yemek oldu. Bir eksiklik mi, yoksa din adamları protokolü açısından denklik mi söz konusu oldu bilemiyorum.  

VALİLİK VE BELEDİYE AÇISINDAN AYİN

Eylül 2010’da düzenlenen ilk ayin için Van Valiliği tarafından valilik kararnamesi ile oluşturulan ve ayin için gerekli hizmet altyapısının hazırlanmasından sorumlu komisyonda yer alan birisi olarak bir değerlendirme yapmak istiyorum. 2010’da adanın çevre düzenlemesi, temizlik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlık destek hizmetleri gibi birçok hizmet bugünkü kadar kapsamlı değildi. Mesela o zaman adanın elektrik enerjisi için jeneratör takviyesinin nasıl yapılacağı tartışılırken, bugün DAKA tarafından geliştirilen bir proje kapsamında yapılan güneş enerjisi sistemi ile karşılanıyor.

Valilik ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün yanı sıra Gevaş Belediyesi ve Van Büyükşehir Belediyesi birçok sosyal ihtiyacı karşılamış durumda.  Adadaki mezarlığın etrafı çevrilerek kabirler koruma altına alınmış ve yeni yürüyüş yolları ile ziyaret edilebilir hale getirilmiş.

AYİN DEĞERLENDİRMELERİ

Adada Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya başta olmak üzere aralarında İpekyolu, Erciş belediye başkanları, eski Van TSO Başkanı Zahir Kandaşoğlu, sosyal çalışmaları ile ismi öne çıkan Kadri Salaz’ın da olduğu Van’ın birçok tanınmış simasını gördüm. Başkan Kaya ve Kadri Salaz ile de konuşma fırsatım oldu. 

Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya: “Ayinlerin yapılmaya devam etmesi, Patrikhanenin talebiyle ayin tarihinin değiştirilmesi, ayine Rum ve Süryani patriklerinin de katılıyor olması hem Türkiye’nin normalleşmesinin bir sonucu, hem de Van’ın artan önemini gösteriyor. Farklılıkların bir arada yaşayabiliyor ve yaşatılabiliyor olması çok önemli” diyerek normalleşme sürecine dikkat çekerek farlılıklara gösterilen hoşgörü ve saygıya vurgu yaptı.

Kadri Salaz: “Ayin yılda bir gün ile sınırlı olmak yerine, yılda bir ay yani 4 hafta veya her ay ayda bir gün ile tüm yıla yayılarak genişletilebilir ve dileyenler yıl içinde gelip ibadetlerini yapar” şeklindeki yorumu ile normalleşmenin gelişmesi gerektiğini belirtti.

Ayin için İstanbul’dan gelen Ermeniler: “Bugün çok farklı duygular yaşamayı hayal ederek geldim, ancak kilise küçük, içeriye girdim çok kalabalık ve izdiham var, rahatsız oldum dışarıya çıktım. Gelirken hayal ettiğim o duyguları yaşayamadım, konsatre olamadım, ibadet hazzı ve duygusu alamadım, bu da beni rahatsız etti. Keşke gelmeseydim de İstanbul’da bir kiliseye gidip huzur içinde ibadetimi yapsaydım. Burada ayin ibadetten çok sembolik ve medyatik bir etkinliğe dönüşmüş. Van turistik açıdan güzel, ilgi ve misafirperverlik var. Ancak ibadet ederken farklı duygular yaşamak için geldim sadece turistik bir gezi yapmış oldum. Ayrıca ayin organizasyonunda da eksiklikler var. Bu nedenle ayin bir güne sıkıştırılmamalı, dileyen dilediği zaman gelip ibadetini yapabilmeli ve daha iyi organize edilmeli” diyerek ayinin beklentisini karşılamadığını ifade etti.

MARKA DEĞERLER GELENEKSELEŞTİKÇE GELİŞİR

Ayinin ilk yapılma kararı yine Ermeni Patrikanesi’nin de görüşleri doğrultusunda her yıl Eylül ayının 2. Pazarı olarak takvime bağlandı. Başladığı günden bu yana Eylül ayının 2. Pazarı yapılan ayin bu yıl Patrikhanenin talebi ve ilgili devlet kurumlarının da onayı ile bir hafta öne alındı. Gelecek yıl ne zaman yapılacağı ise belirsizliğini koruyor.  Ayin yılda bir kez yapılacaksa bunun hangi tarihte yapılacağı çok önceden belirlenmeli. Çünkü ayine katılmak isteyenler ile gerek tur operatörleri gerekse oteller ve ilgili sektör temsilcileri programlarını ona göre yapar. Turizm markası olarak tanıtılan Van Akdamar Adası Kilisesi Anıt Müzesi ve ayin etkinliği, marka değer olarak değişkenliğin ve belirsizliğin kurbanı yapılmamalı. Tek taraflı talepler ile ilgili taraflar ve ulaşım, konaklama gibi temel insani ihtiyaçları karşılayan turizm sektörü hesaba katılmadan tarihler gelişi güzel değiştirilmemeli. Ermeni Patrikhanesi iyice düşünüp karar vermeli ve ayin için sürekliliği olabilecek bir tarihi belirlemeli.

GAYRİ RESMİ KİLİSE EVLER VE MİSYONERLİK

Van’da gayri resmi kilise evler ve buralarda yürütülen misyonerlik faaliyetleri her zaman gündeme geliyor. Çoğu zaman kapısı kilitli olsa da resmi olarak açılan bir kilisenin varlığını da hepimiz biliyoruz. Bir yanda gayri resmi kilise evlerin varlığı ve misyonerlik faaliyetleri, diğer yandan ise çoğu zaman kapısı kilitli resmi bir kilisenin durumu.

Van Akdamar Adası Kilisesi Anıt Müzesi’nde yapılan açık ayine Vanlıların hoşgörüsü de ortadayken Van’da gizli, gayri resmi kilise evlerin varlığı ve misyonerlik faaliyetlerinde iyi niyet aramak saf dillik olur.  Cemaati olmayan ibadethane elbette olmaz, ancak Van’da gerçekten Hıristiyan bir topluluk varsa ibadet ihtiyaçları da vardır. Restore edilen kiliselerden bazılarının olağan olarak ibadete açık olması, varsa Hıristiyanların ibadet ihtiyaçlarını legal olarak karşılaması açısından önemli bir görevi yerine getirir. Böyle bir karar toplumumuz arasında ayrışmayı değil, hoşgörüyü, saygıyı ve birlikte yaşama kültürünü derinleştirir.

Ayrıca iyi niyetli olmadığını düşündüğüm gayri resmi ve gizli bir şekilde faaliyet sürdüren kilise evleri ve misyonerlik faaliyetleri de cazibesini yitirebilir. Böylece bir takım mahfillerin buralar üzerinden yürüttüğü karanlık faaliyetler de önlenmiş olur.

VAN’IN VE BÖLGENİN FARKETMEMİZ GEREKEN ÖNEMİ

Bu yıl yapılan ayine Fener Rum Patriği ile Süryani Patriği başta olmak üzere yurt içi ve yurt dışından Ermeni toplumu dışındaki Hıristiyan dünyasından temsilcilerin de katılması, birçoğumuzun fark edemediği Van’ın öneminin ne kadar büyük olduğunun altını çizmeye yeter de artar. Bu kadar önem verilen Van ve bölgede, önem verenlerce yürütülen çalışmaların da önemine uygun büyüklükte yapıldığının altını çizmeden geçemeyeceğim.

Bu önemi kavramak “evet biliyoruz, anlıyoruz, kavrıyoruz, Van çok önemli” şeklinde beylik sözleri nakarat halinde tekrarlamakla olmaz. Bizlerin de bu öneme uygun davranmamız ve çalışmalarımızı ona göre yapmamız gerekiyor. Elbette farklı inanç ve kültürlere sahip insanların inanç ve kültürlerini özgür bir şekilde öğrenme ve yaşamalarına imkân sağlayan hoşgörüye sahip olacağız. Bu Müslüman olarak İslam inancımızın gereği bir duruş şeklidir. Ancak aynı İslam inancımız farklı etkinlik ve çalışmalar ile gençlerimizin dinlerinden uzaklaştırılmasını sessizce izleyin de demiyor. “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden mesulsünüz” diyor. Kimseye engel olmayacağız ancak, gençlerimizin inanç ve kültürel değerlerimiz ile donanımlı bir şekilde yetişmesi için sorumluluklarımızı da yerine getirip insanımıza sahip çıkmalıyız. Bu yönde hem örnek hayatlar yaşamalıyız, hem de yapılan çalışmalara maddi ve manevi destek olmalıyız.

İĞNELEME

Ayin sırasında fotoğraf çekmek için kilisenin içine girdiğimde normalde başı açık olan kadınların ayin sırasında başlarına örtü aldığını gördüm. Hatta bir hanım güneşten korunmak için taktığım şapkayı çıkarmamı işaret etti.  “Neden?” diye sordum, “Kadınlar örtülü erkekler ise ayin sırasında başı açık olur” dedi. Şapkayı çıkarmam için beni uyaran, ayin için başını örten hanımın sözünü “Başörtüsü furuattır” diyen bazı Müslümanlara(!) ithaf ediyorum.