Fadime ARSLANALP


Çocuklarımızın Dejenerasyonu

Çocuklarımızın Dejenerasyonu




Her çocuk ayrı bir dünyadır. Her dünya ise ayrı bir yaşanılacak yerdir. Bizim dünyamızdan farklı. Bu bir tek dünyada, hepimizin içinde yaşadığı ve adına hem dünya hem evren, hem alem dediğimiz bu toplumsal çevrede milyonlarca çocuk var ve yukarıda dediğimiz gibi her çocuk bir dünya ise, milyonlarca da dünya var demektir. Ayrı ayrı hayatlara yön veren, ayrı ayrı kuralları olan, ayrı ayrı sınırları olan bir dünya, bir alem, bir evren var demektir. Biz anne ve babalar olarak bu alemin, bu dünyanın çekim merkeziyiz. Çocuklarımız bizim uydularımızdır. Tıpkı ay gibi. Onların yaşam tarzlarını, duygu alemlerini, inanç dünyalarını şekillendiren birer merkeziz, bir başız. Tıpkı vücudumuzun en önemli organı olan başlarımız gibi. Çocuklarımız bizim yörüngemizde ne görürlerse onu alırlar. ‘Balık baştan kokar’ der atalarımız. Eğer biz başkanlığı iyi yapamazsak, bu çocuk neden böyle oldu diye onu suçlamaya hakkımız yok.

Disiplin, duygusal kazanım, sevgi, saygı, endişe, korku, yalancılık, atlatma, ihanet etme, sözünde durmama, çevreye zarar verme, kıskançlık, düzenbazlık, kibir, gurur, bencillik, namertlik, namusluluk, güzel huy, sevgi, şefkat, merhamet, iyilik yapmak, başa kakmamak gibi bütün iyi ve kötü huylar, ahlaki yapılar çocuklukta başlar.0-6 yaşa arası öğrenilen her şey, bir ömür boyu, farkında olarak veya olmayarak çocuğumuzla gider. Onun kazandığı her güzel huy için övünebilir, kazanmış olduğu her kötü huy içinde hayıflanıp, suçluluk duyabiliriz, duymalıyız da. Çocuğumuz bizim ellerimizde boş bir kaset gibidir. Farkında olmadığımız ve histeri krizleri geçirdiğimiz zamanlarda bizi kasete kayıt ettiklerini düşünelim. Hatta bunu biz farkında olmadan çevremizdeki insanlar yapsın. Bunu onlardan rica edelim. Bakalım bizim o anki davranışlarımız, bizi ne kadar utandırıyor veya sevindiriyor. Kendiniz de göreceksiniz ki; yaptıklarınız hiç de akıl karı değil ve utanacaksınız. Bunu ben mi yaptım diyerek yüzünüz kızaracak. İşte çocuklarımız da eğer utanılacak herhangi bir işi yapıyorlarsa, onların davranışlarından dolayı biz utanmalıyız. Yalan söyleyen bir evladımız varsa, bu yalan söylemeyi mutlak bizden öğrenmiştir. Farkında olmadan veya farkında olarak biz onu da yalanımıza, hani beyaz yalanlar diyerek masum göstermeye çalıştığımız yalanlar var ya, işte ona, onlara ortak etmişizdir. Evde olduğumuz halde, görüşmek istemediğimiz bir insan kapımıza geliyor ve bizi arıyor. Sesini ya kapı açılınca veya gelirken duymuşuzdur. Diyoruz ki oğlumuza veya kızımıza babam veya annem evde yok de. Çocuk evde olduğumuzu biliyor ve yüzümüze aval aval bakıyor. Biz tekrar ediyoruz, git evde yok de. Çocuk beyninde büyük bir uçurumla kalakalıyor. Ve anlıyor ki bazı zamanlar yalan söylenebiliyor. Bunu huy ediniyor. Böylelikle insanlara yalan söylemenin marifet olduğunu zannediyor ve aklına, hafızasına öyle nakşediyor. Sonuç :Yalancı bir evladımız oldu. Hayırlı olsun(!.)Bunun yanında sahtekarlık,verdiği sözde durmama ve kalleşlik gibi huyları da küçük yaşta öğreniyor. Mesela anne ve baba der ki dışarıya çıkan oğluna; yanındaki arkadaşın başkalarıyla kavga ederse ,sakın sen olaylara karışma. Bırak kendi ne hali varsa görsün. Al sana kalleş ve adam satan bir evlat. Hayırlı olsun(!)

Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Boş kaseti biz dolduruyoruz. İçindekiler çalmaya başlayınca da utanacak veya gurur duyacak yine bizleriz. ‘Çocuktan al haberi’ diyen atalarımız boşuna mı konuşmuşlar yani. El elin aynasıdır, çocukta ailenin aynasıdır. Aile ne kadar temiz huylara sahipse, çocuk da onu yansıtır.

Unutmayalım ki; bal küpü, ancak bal sızdırır, ekşi ve acı sızdırmaz. Sirke küpü de ancak sirke sızdırır, bal sızdırmaz.

Hayatımızı yaşarken bizleri birer çift gözün izlediğini unutmayalım. Hem Allah hem kullar karşısında utanılacak hareketler yapmayalım. İnsanlar hatalarımızı hiç unutmaz ve affetmezler. Sadece affetmiş veya unutmuş gibi yaparlar hayatın idamesi için.

Unutmayalım ki; çocuk eğitimi sevgi, sabır, gayret ve emek gerektirir. Emeksiz yemek olmaz. Sorunları irdelemek ve çözmek, kendimize çeki düzen vermek için, hiçbir zaman dilimi geç değildir. Kazanılan yanlışları sabırla önce kendimizde, sonra çocuğumuzda düzeltmeliyiz. Hayatı kendimize ve çocuklarımıza dar etmemek için zararın neresinden dönsek kardır. Önce biz harekete geçeceğiz ve de dualarımızla da destek olacağız. Mutluluk sebebimiz olan gül goncası çocuklarımızı, mutsuzluk abidesi yapıp kaktüs ağacına çevirmemek bizlerin elindedir.