Naif KARABATAK


Bu bana yapılmaz…

Bu bana yapılmaz…


Yok kardeşim yok, kaç gündür bakıyorum yok. Ya çok gizli bir yerde yazıyor ben göremiyorum, ya da bu işin içinde başka şey var, bakın bu sayfada da yok!
 
Yok, yok işte…
 
Çarşaf çarşaf Wikileaks Belgeleri yayınlanmaya devam ediyor. Hatta sitenin patronu Julian Assange, “kafamı bozmayın, çok daha gizlilerini yayınlarım” diye gözdağı bile veriyor…
 
Tehdit ediyor da diyebilirsiniz…
 
İnternete ulaşabilen, meraklı herkes gibi ben de belgeleri taradım…
 
Hani Ergenekon gibi herkesi aldı bir merak…
 
Benim de ismim var mı?” kaygısı veya beklentisiyle, Milli Piyango’nun büyük ikramiye listesini inceler gibi inceleyenler türedi…
 
Liste bu…
 
Onlarca, yüzlerce, binlerce insanın ismi var…
 
Ne konuşmuşlar, ne yemişler, ne düşünmüşler, ne demişler, aslında ne demek istemişler…
 
Kimle çıkmış, kimle eğlenmiş, kime takılmış, kime asılmış hepsi…
 
Vatandaş hükümet için ne düşünüyor, asker ne planlıyor, bürokratlar neyin peşinde, hükümetin gizli niyeti ne?
 
Etnik kimlik, dil, lehçe kullanımı ve yasaklanmasının yanında, kişilerin kültür ve sanata bakışı bile sobelenmiş, pardon wikilenmiş…
 
İhale alanlar, ihale verenler, ihaleye fesat neyim karıştıranlar, aldığı ihaleyle gününü gün edenler…
 
Gazeteler, radyolar, televizyonlar, neler demiş, neler yapmış, neler planlamış…
 
Satılık yazarlar, kiralık kalemler, ihaleye çıkarılan kalem erbapları…
 
Bakanlar, başbakanlar, boş bakanlar, aval aval yan gelip yatanlar…
 
Vekiller, senatörler, hâkimler, savcılar, avukatlar…
 
Genel Başkanlar, Genel Sekreterler, Başkanlar, yardımcıları, reisler, oturan boğalar…
 
Ateşeler, elçiler, ata binip geri inen sürücüler…
 
Kimler yok ki…
 
Dünyanın birçok ülkesinde, özellikle de Türkiye’de her kesimden, her görüşten, her düşünceden insanla ilgili “küçücük” de olsa, “mini minnacık” da olsa bir değerlendirme var…
 
Ya konuşmuş, kendisini açığa vermiştir…
 
Ya konuşmamış, suskunluğuyla ne demek istediğini büyükelçiler, büyük bir öngörüyle anlamışlardır…
 
Ya da bizatihi, gizli gizli yapılan çalışmalarla elde edilen bilgilerdir…
 
Telefonlar dinlenmiş, e-mailler kontrol edilmiş, üzerine “er mektubu görülmüştür” yazılmamışsa da, bir çentik atılmıştır…
 
Fişlenenler, KDV dahil fiyatı belirtilenler, eğilimleri merak edilenler.. herkes ama herkes var…
 
Bir tek ben yokum…
 
***
 
Günlerdir çarşaf çarşaf listeleri inceliyorum, büyük ikramiye bana da çıkacak mı diye merak ediyorum…
 
Belki dünya çapında önemli bir şey yapmışımdır da benim bile haberim olmamıştır…
 
Belki ülkeleri sarsacak kadar önemli şeyler düşünmüşümdür, uyanıkken ve uyurken…
 
Ya da ne bileyim, kaleme aldığım bir yazım, canımız ciğerimiz ABD’mizin hoşuna gitmiştir veya gitmemiştir…
 
Belki İsrail’i çok memnun edecek veya çok kızdıracak yazı yazmışımdır…
 
Hiç değilse düşünmüşümdür…
 
Yok kardeşim yok, hiçbir şekilde benle ilgili tek satır, tek cümle, tek kelime yok…
 
Bari kod adı olarak ismimi bir yerde kullanaydınız…
 
Böylece “Kod Adı Naif Karabatak” diye fantastik takılma şansım olurdu…
 
Sonunda anladım tabii…
 
Bu Wikileaks beni kıskanıyor…
 
Yani Julian Assange’nin benle bir sorunu var…
 
Kardeşim, hiç üşenmiyorsun, o kadar uyduruk kıytırık bilgileri derliyorsun, yüzlerce adama taratıyorsun, siteye atıyorsun, beni niye es geçiyorsun?
 
Çok mu gördün…
 
Benim de wikilenmem gerekmez miydi?
 
Hiç mi ABD’yi üzmedim, hiç mi İsrail’i kızdırmadım?
 
Yaptım, itiraf ediyorum…
 
Açık açık söylüyorum işte…
 
O zaman Wikileaks denen belgeler içinde tek satır da olsa neden benim adım yok…
 
Yoksa tehdit edip, “gizli belgeleri de açıklarım” dediğin belgede mi benim adım var?!
 
Ne olur açıkla, haydi açıkla, hemen açıkla, şimdi açıkla…
 
Ama gözaltına alındın, nasıl açıklayacaksın, çok merak ediyorum.
 
***
 
(Şaka yaptığımı sanmayın. Bugünlerde en çok sorulan “Wikielaks’a sen de takıldın mı?” sorusudur.
 
İnanmayan, sağına soluna baksın.
 
Ben sadece yazıya döktüm, dillendirenlere, fısıldaşanlara, “adım çıkar” korkusu taşıyanlara bakın…)
 
***
İğrendim…
 
Dün basında yer alan bir habere göre, Kill Bill filminin başrol oyuncusu Uma Thurman, New York Friars Kulüp’te düzenlenen “Tarantino’ya Saygı” gecesine katılmış. Thurman, burada çok sevdiği arkadaşı Tarantino’ya jest(!) yapmış…
 
Jesti ise ayakkabısını çıkararak, içersine doldurduğu şampanyayı içirmekmiş…
 
Basın, ballandıra ballandıra bunun bir jest olduğunu işlemiş…
 
Bense iğrendim…
 
Yoksa çok mu geri kafalıyım?
 
Naif Karabatak/CafeSiyaset.com
8 Aralık 2010