Bazen yüzlerce ciltlik kitaplarda anlatılamayanlar, tek bir karelik fotoğrafta anlatılabilinir. Bazen onlarca makalenin yerini tek bir karelik karikatür alabilir. Bazen de, hayattan alamadığın manayı, tek bir kare resimden, tek bir kare karikatürden veya kısa bir makaleden anlayabilir, belki şiirle hayat bulabilirsin.
Dün ben de öyle oldum…
İhlâs Haber Ajansı’nın Şırnak’ın İdil ilçesinden geçtiği tek bir kare resim, beni kendimden geçirdi…
Cizre'de trafik kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşen minik Gurbet ve babasının son vedasıydı resimdeki…
Yaşam destek ünitesine bağlanan minik Gurbet, yaşama direncini kaybetmiş, sona gelmişti.
İşte tam bu anda babası Şükrü Yavuz’un “veda öpücüğü” sağ yanağına isabet etmiş, deklanşör de o anı ölümsüzleştirmişti…
Garibanlığı her halinden belli olan baba, gözlerini kapatmış, yaşam destek ünitesine bağlı biricik yavrusunun nefes ve serum hortumları arasından kendisine yer bularak son öpücüğünü kondurmuştu.
Bu öpücüğü alırken, onun neler hissettiğini düşündüm uzunca süre…
Resme ne kadar baktığımı hatırlamıyorum ama babanın yüreğinden dolup bir türlü dışarıya taşmayan duygularını çok iyi anladım…
Hayat karartanların, kime nasıl acı çektirdiğini bildiğini sanmıyorum.
Sorumsuzluklarının nelere mal olduğunu, minicik bedenleri veya masum insanları nasıl yok ettiğini bilmedikleri, anlayamadıkları, kavrayamadıkları gibi, geride kalanların canın sökülüp atıldığının da farkında olduklarını sanmıyorum.
Eğer öyle olsaydı bu kadar trafik kazası olmazdı…
Eğer öyle olsaydı bu kadar sorumsuzca insanlar öldürülmez, bombalar atılmaz, serseri kurşunlar dört bir yana savrulmazdı…
Öyle olsaydı, adalet bir başka çalışır, makam ve mevkisi için hayat karartmayı göze alanlar binlerce kez yeniden düşünürdü…
Kalem kırmakta kolay değildi, insan yüreğini incitmek de…
Gündelik hayatta çok şeyler yitirdiğimiz bir gerçek…
Mesela yüreğimiz eskisi gibi “acı” çekmiyor...
Acılarımız bile yavanlaşmış, sıradanlaşmış, bayağılaşmış…
Acı çekmeyi unutmuşuz aslında…
Sevmeyi unuttuğumuz gibi yanmayı da unutmuşuz…
Eğlenmeyi bilmediğimiz gibi, ağlamayı da bilmiyoruz…
Fotoğraf karesine yansımadığı için annesinin ve kardeşlerinin hangi duygularda olduğunu bilmemek mümkün değil.
Kaybettikleri sadece bir çocuk değil, giden canlarıdır, kanlarıdır, sevdalarıdır, aşklarıdır…
Giden, geleceğe dönük hayalleridir, umutlarıdır…
Tükenen ise hepsi…
Şırnak’ın idil ilçesinden fotoğraf karesini basına dağıtan meslektaşımız Abidin Yel’in o fotoğrafı çekerken ki, halet-i ruhiyesini de çok düşündüm…
Hâsılı, o fotoğraf beni benden aldı, beni çok başka diyarlara götürdü…
Ve biliyor musunuz?
Dün kaybettiğimiz minik Gurbet, organlarıyla tam dört kişide yaşamaya devam ediyor…
Ölürken bile yaşatan minicik yavruydu o…
İşte o son öpücük, organları alınmadan önceki son öpücüktü…
O son fotoğrafsa sevginin ve acının fotoğrafıydı…
Kaybedilenler ve kazananların olduğu bu dünyada, yürekleri kıpraştıran bir karecik fotoğraftı sadece…
Tıpkı Filistin’deki gibi, tıpkı Irak’taki gibi, tıpkı dünyanın dört bir yanında kin ve nefretin yıktığı minik bedenler ve ona özlemle bakanların resmedildiği kare gibi…
Tıpkı anlamsız kavgaların, savaşların, mücadelelerin mağduru olan minik yavrularımız gibi, onu canıyla birlikte mezara gömen sevdikleri gibi…
Tıpkı bir karede anlatılan koca bir hayat gibi…

***
(Gurbet Yavuz,15 Ekim 2010 tarihinde eğitim gördüğü Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu'ndan eve dönerken karşıdan karşıya geçmek istediği sırada özel bir otomobilin çarpması sonucu beyin kanaması geçirmiş, ilk tedavisi idil Devlet Hastanesi'nde yapılarak ambulansla Cizre Devlet Hastanesi'ne sevk edilmişti. Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırılan küçük kız, tedavi gördüğü yoğun bakım ünitesinde beyin ölümü gerçekleşmiş ve yaşam savaşını kaybetmişti. Mekânı cennet olsun.)
Naif Karabatak
20 Ekim 2010
CafeSiyaset.Com
Naif Karabatak
20 Ekim 2010
CafeSiyaset.Com
Doğu Rehberi Facebook'ta takip etme için TIKLAYIN
Doğu Rehberi Twitter'da takip etmek için TIKLAYIN
-
-
-
