Naif KARABATAK


Başörtülü Milletvekilinin Tam Zamanı!

Başörtülü Milletvekilinin Tam Zamanı!


Tarih 2 Mayıs 1999, yer Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bütün Türkiye pür dikkat “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazan, milletin iradesinin hâkim olduğu TBMM’deki yemin törenini izliyor…
 
Aslında yemin töreninin bir çekiciliği yok.
 
Bazıları kendi ilinin vekilleri nasıl yemin edecek, sular seller gibi bir çırpıda okuyup geçecek mi, takılıp kalacak mı diye merak eder…
 
Bir kısmı da “oy verdik, hele bakalım performansları nasıl” diye bakar…
 
Bazı kesim de “acaba aşırı(!) uçtaki vekiller yine bir hinlik yapacak mı?” diye pür dikkat izler…
 
Ama 2 Mayıs farklıydı…
 
Çünkü halk, ilk kez başörtülü birisini milletvekili seçmişti…
 
Halkın oylarıyla seçilen, yasanın belirttiği kriterlere göre meclise giden bir vekil, diğer tüm vekillerle aynı haklara sahip olarak adımını TBMM’ye atmıştı…
 
Bütün vekiller gibi o da yemin edecek, halkına hizmete başlayacaktı…
 
Ama olmadı…
 
Bu kadına haddini bildirin” diyenler çıktı…
 
Had bildirme hakları onların elindeydi çünkü…
 
Kimin ne giyineceğini, ne yiyeceğini, nasıl konuşacağını, nasıl yürüyeceğini belirleme hakları elindeydi…
 
Kendisine benzeyenler iyiydi, kendisi dışındakiler ise öcüydü…
 
Türkiye’nin ilk başörtülü milletvekili Merve Safa Kavakçı, “haddinin bildirileceği”ni bile bile onurlu bir şekilde, halktan aldığı oyun hakkını vererek meclise girmiş, hafızamdan silinmeyen yürüyüşüyle vakur şekilde yerine oturmuştu…
 
Vakur olmayanlar, halktan aldığı yetkiyi kötü amaçla kullananlar ise halkın temsilcisine “had bildirmek” için çocukça kürsüyü korumaya almışlardı…
 
Utanan var mıydı bilmiyorum ama ekran başında bulunan herkesin utançtan yüzünün kızardığı bir gerçekti…
 
***
 
O günlerin üzerinden çok sular aktı…
 
Ülke demokratikleşti…
 
Darbecilerin kirli çamaşırları bir bir ortaya çıkmaya başladı.
 
Genç kızların yüzüne tokat gibi çarpılan okulların kapıları da hoşgörüyle açıldı…
 
AK Parti hükümetiyle birlikte toplumun tüm kesimine yayılan hoşgörü nedeniyle “yaşam hakkı” bulan başörtülü kızlarımız, “AK Parti iktidardan giderse” korkusuyla yasal düzenlemeyi bekliyordu…
 
Herkes kızların okumasını, eğitim almasını, geleceğe emin adımlarla bakmasını istiyordu, birileriyse giyimini bahane ederek “okuyamazsın” diyordu…
 
Herkes kadınların siyasette aktif olarak yer alması gerektiğinde hemfikirdi ama hiç kimse “kota” koymadan kadınları siyasete almayı hedeflemiyordu…
 
Başı açık kadınlara kota, başı örtülülere ise yasak” devam ediyordu…
 
Bu ülkede adı değişse de, konumu farklı olsa da, birileri hep kadınların yaşamına müdahale hakkını elin bulundurmaktan hiç çekinmiyordu…
 
Utanan da yoktu, arlanan da…
 
Yanlış anlaşılmasın, utanan da halkın kendisiydi, sıkılan da, arlanan da…
 
Halkın yetki verdikleri ise “gaipten gelen yetki”yle her türlü zorbalığı yapacaklarını sanıyorlardı…
 
Kadınları ikinci sınıf insan görerek “kota”yla önlerini kesebiliyorlardı…
 
Sonra “bizim dediğimiz gibi giyineceksin” diyerek de bazılarına hepten hayatı zehir edebiliyor, yasanın verdiği “seçme hakkı”nı kullanıp, “seçilme hakkı” elinden alınabiliyordu…
 
Bunun için de utanan, sıkılan ve arlanan yoktu…
 
***
 
Türkiye 12 Haziran’da seçime gidiyor…
 
Halkın tamamına yakın denecek kadar büyük bir oran “kadın vekil” ve “başörtülü vekil” konusunda çok yapıcı…
 
Başka bir deyişle, göbeğini kaşıyan(!) halk, ülkenin sahibi olduğunu sananlardan çok daha kültürlü, çok daha bilgili, çok daha hoşgörülü…
 
Ve bu halk, bugüne kadar hakkı yenenlerin haklarının iadesini istiyor…
 
Mecliste Ergenekon gibi terör örgütü olduğu iddia edilen oluşumların avukatlığını yapanlar var…
 
Hatta “üye olmak” için terör örgütünün adresini sağa sola soranlar da var…
 
Ama mecliste “bu kadına haddini bildirin” diyecek kadar “sorumsuz” kimsenin olduğunu sanmıyorum…
 
En azından halktan daha hoşgörüsüz konumunda ısrar edecekler yok…
 
Korkarak, tırsarak, iki ileri bir geri giderek değil, yasanın gereği hiç çekinmeden yerine getirilmelidir.
 
Yasada yazmayan yasağı, “içtüzük” gibi komik düzenlemelerle engellemeye çalışmak ancak komünist ülkelere hastır…
 
Seçmek nasıl ki her kadına haksa, seçilmek de kategorize etmeden her kadına haktır…
 
Bütün partiler bir sınav veriyor…
 
Aday adayları mülakata alınıyor…
 
Başörtülü aday adayları da var…
 
Gerçekten demokratsanız, insan hak ve özgürlüklerinden yanaysanız, “liyakat” esas olmak üzere “kıyafetine” bakmadan kadınlar meclise gitmeli…
 
Kotasız, ön şartsız ve yasaksız…
 
Var mısınız?
 
Naif Karabatak
29 Mart 2011

- - - - -