Süleyman AKDOĞAN


Aman, Siz Doğayı Korumayın!

Aman, Siz Doğayı Korumayın!


Yemyeşil çam ağaçlarının ortasında birazdan canlıları ile karşılaşacağım hayvanların heykelleri bile heyecanlanmama yetti.

Ancak, lemur, maymun , şempanzeyi görünce biraz hüzünlendim.
Yapılan bütün temizliğe rağmen bu hayvanlara özgü koku rahatsız ediciydi. İhtiyar maymunun, elini başına koyduğu hali beni bu hale getirenler utansın der gibiydi.

Sürüngen evinin üyeleri, bize boşuna sürüngen demiyorlar “sürünüyoruz” işte bakın halimize derken, görüntüsü zaten soğuk olan bu hayvanların, renkleri donuktu. Yılanlar cansız, halsiz, bitkindi. Timsah, yaşadığıma bin şahit getirin gene de inanmam diyordu uyur haliyle.

Akvaryumdaki, canlılarını halini hep öyle gördüğüm için bir şey diyemeyeceğim, onlar sanki hallerinden memnundu.
Ayı, inine çekilmiş, ortalarda görünmedi. Puma da öyle.

Aslan, televizyondaki görüntülerinin aksine, yorgun, yılgın duruyordu. Kükremeye mecali kalmamıştı adeta. Laf aramızda, “şuraya atlasam bu aslanı yıkarım” dedirtti bana.

Zürafanın devasa görüntüsü, “hayal gücün pek de sınırlıymış be birader!” dedirtti bana . Zürafanın bu kadar iri olacağını hayal bile edemezdim. Onun için yapılan dev bina, zürafanın tavanı gökyüzü olan evinin yanında bir hiç olduğundan onu da orada çok mutlu gördüğümü söyleyemem.

Filin hortumuyla otu ağzına koyması benim için mucizevi bir şov iken, filin dolaştığı alanda birkaç tutam ot bulunması onun için bir hayal kırıklığı olsa gerek.

Hendekle etrafı çevrelenen develer, deveye hendek atlatmak deyiminin nereden geldiğini hatırlattı bana. Çöl de üzerinde yiğitler taşımaya alışmış bu hayvanlar, kardeşim beni burada değil bir de çölde gör bakalım diyorlardı sanki .

Deve kuşunun , gergedanın, kangurunun, tavus kuşunun ve zebranın hallerini pek anlamadım.

Geyiklerin tamamıma yakınının boynuzunun kesilmesi içimi cızlattı. Orada aklıma boynuzların geyikler birbirine zarar vermesinler diye kesilmiş olabileceği geldi. Sonra, geyiklerin boynuzlarından akan kanın tıp dünyası onaylamasa da Çin’de uzun zamandır kullanılan bir tedavi yöntemi olduğu öğrendim. Bunun için de kesilmiş olabileceğini sanmıyorum. Bu sadece, google bilgisi.

Tabii, ben dolaşırken sık sık hayvanlara çok fazla yaklaşılmaması gerektiği söyleniyordu anonsla. Bu anonslardan önceden, sadece hayvanat bahçesi olarak bildiğim yerin “Doğal Yaşamı Koruma ve Hayvanat Bahçesi” olduğu öğrenirken, “kardeşim bu kadarına pes, hem doğayı katlet hem de vatandaşı uyar” dedim.

Minareyi çalmışsınız ama kılıf pek uymamış sanki.

Yırtıcı kuşlara bakmak hiç içimden bile gelmedi. Büyük bir heyecanla ailem ve iki dostumla ziyarete gittiğim Gaziantep Hayvanat Bahçesi’den kaz ve ördeklerin yanında adeta onlara moral vermeye çalışan “serçe” den başka özgür bir hayvan göremediğim için hüzünle ayrımdım.

7 aydır hayvanat bahçesine gitmenin hayalini kuran ve hemen her gün orası hakkında konuşan 5 yaşındaki oğlumun bu ziyaretle ilgili neredeyse hiç konuşmaması hayal kırıklığımda yalnız olmadığımı göstermiyor mu sizce?