Süleyman AKDOĞAN


Bir stadyum dolusu genç

Bir stadyum dolusu genç


YGS sonucu açıklanır açıklanmaz, herkes     kaç tane 1. çıkarmış, kaç derece yapmış onun peşine düşer. Yakında bilboardlarda göreceğimizden emin olduğum bu durum beni hiç mi hiç  ilgilendirmiyor. Ne de olsa herkes bu kadar puan türü içerisinde kıyısından köşesinden de olsa bir derece çıkarmıştır. 
Dedim ya görürüz yakında. Reklamcılardan fotoğrafçılara, radyolardan televizyonlara, dergilerden gazetelere ve aklıma gelmeyen belki kaç meslek grubu nasiplenecek bu başarı hikayelerinden. Ana, babalar gururlanacak, öğretmenler biz neymişiz be abi diyecek. Hısım akrabalardan valla ben bu çocuğun böyle olacağını biliyordum diyenler olacak. Derece yapan gençler çıkıp çalışma teknik, taktiği verecek ve saire.
Ama.
Bu ifadeyle önceki ifadelerin tam zıddını söylemek benim de hoşuma gitmiyor. Belki bazıları ne lüzumu var diyecek, lakin hatırlatmam gerekenler var. Çünkü, bizlere hep başarı masalları anlatılırken, ülkemin bilmem neresinde aynı beklenti, hayallerle sınava girip hayalleri kırılan çocuklarımız var. Hem de bunların sayısı hiç de azımsanmayacak derecede. Türkiye’nin bir çok stadyumunun kapasitesinden daha fazla, belki çoğu ilçenin nüfusundan daha kalabalık bu yavrularımızın sayısı   ÖSYM’nin açıkladığı resmi verilere göre 38 bin 269.
Bu yavrucaklar girdikleri YGS den 0 (sıfır) aldılar. Futbol terimleri ile anlatacak olursak, bir stadyum dolusu genç 12 yıllık eğim-öğretim hayatları boyunca;
Maç başlamış,
Taç atışı yapılmış,
Korner kullanılmış,
Faul yapılmış,
Frikik atılmış,
Top auta çıkmış,
Kaleci topu oyuna sürmüş,
Penaltı kazanılmış, atılmış
Top direkten dönmüş
Gol olmuş,
hiçbir şey duymamış, duyurulmamış, heyecanlanmamışlar. İşte burada tartışılması gereken bir dünya durum var. Orta da bir duymayan varsa, duyuramayan da var. Öğrenci heyecanlanamıyor diye kaldırıp atalım mı? Ya da gerçekten suçlu aile mi, öğretmenler mi? Sistem mi dersiniz?. Kimdir, nedir bu sistem tanıyanınız , göreniniz var mı? Yer mi, içer mi? Her kimse/neyse benim yavrularımı bu hale getirmeye ne hakkı var? Hep beraber bu sistem canavarına karşı bir şeyler yapmaya çağırsam yel değirmenlerine karşı savaş olmaaaz mı dersiniz?
            Sadece resmi rakamlarda adı geçen, daha sonra herkesin bana uzak ol da kime yakın olursan ol dediği, hep öteki mahalleden gördüğü bu zavallı 38.269 çocuk, eğer gereken değeri görmezse ileride önümüze ciddi problemler olarak çıkabilir. Onlar sıfır alanlar olarak bahsedilmiş, ya 1, 2 alanlar, yani yaklaşık 900.000 kontenjanı olan üniversitelere yerleşmek için sınava giren  1.700.000 çocuğun geri kalanı ne olacak? Ya da üniversiteye yerleşenlerin mezun olanları mutlu bir hayat devam ettirebilecek mi?
            Bizler ÖSYM’nin son zamanlarda uyguladığı sınavlarda yaptığı hatalarla bu kurumu tartışırken asıl tartışmamız gereken, hatta tartışmadan da öte derhal çözüm bulmamız gereken eğitim konularını sürekli öteliyoruz. ÖSYM’nin yaptığı tüm sınavlarda herkes bütün soruları doğru yanıtlasa bile bir grup açıkta kalacak. Rakamlarla bir örnek verecek olursak, öğretmenlik için KPSS sınavında herkes tam puan alsa 327.000 öğretmenin yaklaşık 300.000 i açıkta kalacak.
            Yeniden başa dönecek olursak, bu ülkede sadece ÖSYM tarafından yapılan sınavlarda başarılı olanları değil, dünyaya gelen her yavrucağımızı kucaklayıcı bir eğitim sistemi ile yarınlarımıza emin adımlarla yürüyebiliriz. Her başarı da hemen herkesin ortak olmak için koşuşturması her halde nefsin insan oğluna sunduğu bir özellik. Ancak, lütfen söyleyin o nefislerinize biraz da bu mahallenin çocukları için “bizim çocuklarımız” desinler. Başarısız çocukları da kucaklasınlar. Onlar sizin başarı hikayelerinizi dinlemek için YARATILMADILAR. Onların da yapabilecekleri bir şeyler VAR.