Naif KARABATAK
Tarih: 20.04.2011 09:00
YSK’nın “Gerekçesiz” Kararı
Yüksek Seçim Kurulu yine yaptı yapacağını, çocukların bile inanmayacağı “gerekçeli” kararıyla bazı bağımsız adayları veto etti. Gerekçesi adayların “sicili”ydi ama aynı sicille milletvekilliği devam edenler vardı, hem de 12 Haziran’a kadar…
Türkiye’de adalete olan güvenim çoktan zayıfladı.
Bunun için çok sebep var…
Meşhur 367 kararından tutun da, Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay’ın ve Yargıtay’ın “buram buram siyaset kokan” kararlarına kadar…
Hatta yerel mahkemelerin “yanlı” ve “hissi” kararlarına kadar…
***
Ne güzel 12 Haziran’da “huzur” içerisinde bir seçime gidecektik…
Tam da Ergenekoncuların bütün planları suya düşmüştü…
Ne Fatih Camisine bomba atabilmişlerdi, ne denizaltında minicik yavrularımızı havaya uçurmuşlardı…
Yunan jetlerini düşürüp, Mehmetçiğin üzerine de atamamışlardı…
Çok şey yapamamışlar; kaos planını devreye koyup, halkı birbirine düşürememişlerdi…
Kurdukları oyunlara ne Türkler gelmişti, ne Kürtler, ne Aleviler, ne de Sünniler…
Uzun zamandır “derin” yapıların oyunu tutmuyordu…
Hiç suçu olmayan insanları katledip, sonra da birilerinin “Hepimiz Ermeni’yiz” türü bağırmaları hoşlarına gidiyordu…
Belki karşılık veren saflar olur, ortalık karışır diye ne de güzel avuçlarını ovuşturuyorlardı…
Onlar olmadı, huzur içerisinde bir seçime daha gidiyorduk…
***
Derken önceki akşamüzeri YSK bombayı patlattı…
Seçimlere parti olarak girmeyen BDP’nin desteklediği bazı bağımsız adaylar ve kendi adına bağımsız giren birkaç ismin adaylığına yasak getirdi…
Elbette gerekçesi “sabıka” kayıtlarıydı…
Anayasa’nın 76. maddesi ve 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu'nun 11 ve 21. maddelerinde kimlerin milletvekili seçilemeyeceğine ilişkin maddelerde belirlenen gerekçelerdi…
Buraya kadar olanına kimsenin bir şey dediği yok…
Eğer adayların şartları yasaya uymuyorsa veto edersin giderler…
O zaman “bile bile” aday gösteren partileri suçlarsın, “sonucu biliyordunuz da, neden aday gösterdiniz veya oldunuz” dersiniz…
Ama bu defaki farklı…
Bağımsız adaylardan ikisi zaten milletvekili…
Göreve devam ediyorlar, dokunulmazlıkları da var…
Yani milletvekili olan birisi için, yeni dönemde “milletvekili olamaz” diye karar alabiliyorlar…
4 yıl önce aksi karar verdiklerini bile unutuyorlar…
Bizim de bunu yutmamızı bekliyorlar…
Suçlar da ilginç…
Hani bazılarını saymıyorum, terör örgütüne üye olmak, destek olmak v.s.
Bazıları çok ilginç…
Suçlamalara bakınca hukuk adına daha alınacak çok yolumuzun olduğu görülüyor…
Gültan Kışanak, 1992 yılında “Halepçe Katliamını” protesto etti diye Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununa muhalefet etmesinin yanında “hükümet emrine karşı gelmek” gibi bir suç daha işlemiş ve basmışlar 1 yıl 4 ay 15 gün hapis ve 55 bin lira ağır para cezası…
Sebahat Tuncel, 2006 tarihinde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu'na muhalefet etmiş, 1 yıl 6 ay hapis ve 91 TL adli para cezasıyla cezalandırılmış. “Deneme” süresindeymiş, o nedenle yasaklanmış…
Ve en komiği…
Ertuğrul Kürkçü’nün İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı 3 Numaralı Askeri Mahkemesinin 8 Nisan 1975 tarihli ilamıyla 765 sayılı TCK'nın “devlet kuvvetleri aleyhine işlenen suçları” içeren 146/1 ve 1803 sayılı Af Kanunu uyarınca 30 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmış…
Sahi o sıkıyönetimin, neresi yasaldı, onların yaptığı zulümlerin cezasını bugün çekmiyor muyuz?
Halen antidemokratik bir yönetimin aldığı kararlar bu ülkede geçerli mi sayılıyor?
Halen darbe dönemlerinin cezaları, bir insanın milletvekili olmasının önünde engel mi?
O kararların hepsine 12 Eylül’de cevabımızı vermedik mi, elimizin tersiyle itip, bütün darbecilere lanetler okumadık mı?
Buna rağmen ceza vermeye ehil olmayanların verdiği cezayı, bugün önümüze dikmek, hangi aklın ürünü?
Gelin de siz bu ülkede adaletin olduğunu söyleyin…
***
Şimdi ne olacak?
Demokratik bir seçime gölge düşürülecek…
BDP’nin alacağı karar, sürecin huzurlu geçip geçmemesine neden olacak…
Veto edilen bağımsız adaylarda “bir başka aday” konulmayınca “adil seçim” ilkesi göz ardı edilecek…
Halen milletvekilliği yapan birisine “sen milletvekili olmazsın” diye bir karar alındığı için kargalar bile bize gülecek…
Ve bu komediyle biz “demokratik seçim” yaptığımızı sanacağız…
YSK’nın tuzu kuru…
Nasılsa kararları kesin…
Oh ne ala “ben yaptım oldu” dayatmasından başka nedir ki?
Siz yaptınız ama kararınızın da, gerekçenizin de içi de boş, dışı da…
Naif Karabatak
20 Nisan 2011
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —