Hayatımızdaki bütün problemlerin temeli yarışma odaklı yaşantımız. Yanlış okumadınız, bu gün “yalan, dolan, bencillik, hırsızlık, arsızlık, yolsuzluk, gasp, cinayet, terör, bilumum şiddet versiyonları” varlıklarını bizim yarışma sevdamıza borçlu.
Gün geçmiyor ki yeni bir yarışma formatıyla karşılaşmayalım. Her gün düzenlenen yarışmanın derece sahiplerine ödül töreni yapılmakta. Hatta, bu törenler bile kendi içinde yarış halinde. Törenler, görsel bir şölen, bir şov ortamına dönüştürülerek en başta hedeflenen maksat bir türlü hasıl olmuyor.
Bu yarışmacı ortamın hiç mi faydası yok, hiç mi kazananı yok diyorsanız yanıtım kocaman EVET. Sadece kaybedenler ve kazanmış görünenler var. Yarışmayı kazanmış görünenler, kısa bir süre edindikleri bilgiyi, beceriyi kullanırken, bu çoğu zaman süreklilik arz etmiyor. Bir de zaten sayıları oldukça az olan bu kimselerin yeni yarışmalarda kaybeden olma olasılığı yüksek. Hep kazansalar bile, o kadar kimseyi yenmiş olmanın onur, gurur ve kibri onları iflah olunmaz bir sürece götürebilmektedir.
Yarışmanın kaybedenleri, kaybetme psikolojisinden neşet eden duygularla kendilerini çoğu zaman illegal olan yeni oluşumların içinde bulmaktadırlar. Çünkü, onlar da bir şekilde kendilerini ispat etmeye zorlanıyor. Bu oluşumlar içinde bile “en iyi” olma psikoloji hesaba katılırsa “dünyanın” bu günkü tablosunun hiç de yadırganmaması gerektiği söylenebilir.
Peki çözüm ne diyorsanız?
Yarıştan ziyade, paylaşımı esas alan bir hayat felsefesi geliştirilmeli. Uygulanabileceğine canı gönülden inandığım aşağıdaki hikaye bunu en güzel şekilde anlatıyor.
“Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır.
Onlara;
“Haydi, şimdi başla! Birinci olan alacak!”
O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu cevabı verirler;
“Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir?
Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.”
Ubuntu’nun anlamını açıklarlar onların dilinde:
Ubuntu: BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN 'BEN'İM...