Satırlara Mübarek Ramazan’ınızı tebrik ederek başlamak istiyorum. Ramazan’da oruç tutmak için sahura kalkmak, oruç niyeti ile normalde helal olan şeylerden insanın kendisini Allah emrettiği için uzak tutması. Görünüşte çok basit gibi görünse de aslında, anlamı ve derinliği düşünüldüğünde çok önemli bir olay. Çünkü oruç belirli bir zaman diliminde sadece aç kalmak demek değil.
O Ramazan ki, onda Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu Kadir Gecesi var… Kadir Gecesi Ramazan’ın içinde, Ramazan 3 ayların içinde. Recep Allah’ın, Şaban Peygamberimizin, Ramazan da tüm Müslümanların ayı olarak bilinir. İslam literatüründe mübarek aylar olarak kabul edilen, cahiliye döneminin ise haram ayları olan üç aylar tam bir hikmet denizi gibi.
Kur’an-ı Kerim Kâbe’nin damına değil, Peygamberimizin kalbine indi. Şahsiyet ve karakterin oluştuğu yer kalp olduğu için Kur’an-ı Kerim Peygamberimizin şahsiyeti, karakteri, ahlakı ve yaşantısına yansıdı. Bir başka ifade ile Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz ile ete kemiğe büründü…
Ramazan ayı; görünen bu dünya ile görünmeyen manevi âlem arasında gidip gelen bizlerin kalbinde ve yaşamında Kur’an-ı Kerim’in ete kemiğe bürünerek, sonuna kadar açılan cennetin kapılarından içeriye girip, kurtuluşa ermemiz için bir olağan üstü hal ilanıdır.
YARATAN RABBİN ADIYLA NASIL OKUNUR?
Önemsediğimiz bir kimsenin makamına huzuruna çıkacağımız zaman nasıl ön hazırlıklar yaparız. Kılık kıyafetimizi düzeltiriz, kendimize çeki düzen veririz, konularımızı yeniden gözden geçirip pot kırmadan maksadımızın hâsıl olmasını isteriz. İşte üç aylar da böyle…
Kur’an-ı Kerim okumak ile sıradan bir kitap okumayı karıştırmayalım. Kur’an-ı Kerim okumak Allah ile konuşmaktır. Allah insanlara o kadar değer vermiş ki, varlıkların en şereflisi olarak yaratmış, yeryüzünde kendisine halife seçmiş ve her bir insanı kendisine muhatap almış, dileyen herkes Kur’an-ı Kerim aracılığı ile Allah ile konuşabiliyor.
İşte kulun Allah ile konuşması demek olan Kur’-an-ı Kerim okumak çok özel ve önemlidir. Allah C.C. vahyin ilk ayetinde “Seni yaratan Rabbi’nin adıyla” oku diye emrediyor. Bu sadece metni satırı okumak olarak algılanmamalı… Oku emrinde, kâinata yaratan Rabbin hikmetiyle bakmamızı, görmemizi, bilmemizi, anlamamızı, düşünmemizi, fark etmemizi, idrak ve iman etmemizi istiyor Allah C.C.
Kur’an-ı Kerim Allah kelamı, Kadir Gecesi’nde indirildi, Kadir Gecesine ulaşmak ve Allah Kelamı’nın indiriliş gecesine hazırlanmak, o manevi iklime bürünebilmek, ruhumuzun ve maneviyatımızın bakıma alınabilmesi için 3 aylar ile bir ön hazırlık dönemi yaşıyoruz.
SEVABI ARTTIRMANIN YOLU
Zayıflayan manevi yönümüzü Recep ve Şaban ayları içindeki kandiller ile güçlendirmeye ve manevi iklime girmeye hazırlıyoruz. 3 ayların başlangıcı, Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin gelişinin habercisidir aslında. Yaptığımız her ibadet için sevap miktarı belirtilmiş, oruç için ise Allah,“onu bana bırakın onun sevabını ben belirleyeceğim” diyor. Huzuruna gidecek olan kulları geliş şekline göre misafir edecek ve sevap ikramında bulunacak. Yani ihlâsına, niyetine ve manevi iklimine göre bazılarımız az bazılarımız çok sevap alabiliriz. Sevabımızı arttırmanın yolu, emirlere uymaktan, nehiylerden uzaklaşmaktan, ihlâsımızdan, Allah rızası için yapacağımız iyiliklerden, alacağımız gönüllerden, vereceğimiz selamlardan geçiyor.
Bir başka ifade ile ahlaklı olmaktan geçiyor…
İLİM, İMAN VE AHLAK İLİŞKİSİ
Peygamberimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyor.
Peki, ahlak nedir? Ahlaksız, terbiyesiz, saygısız, vb sözcüklerle karşımızdakileri değerlendirme aracı mıdır? Yoksa bildiklerimizin içinden seçtiğimiz, sonra da inandığımız bir sistem sonucu oluşan hal, hareket, tavır, davranış ve sözlerimizle kendimizi Allah’ın ve insanların hak ve hukukuna saygılı, hakkını ve haddini bilen bir insan olarak yönetmek midir?
Yaratma ile aynı kökten gelen ahlak kelimesi, Allah’ın yarattığı insanın yaşamını sürdürürken bilgileri ve inançları doğrultusunda geliştirdiği hal hareket ve sözlerin bütününü kapsıyor.
İnsanı diğer varlıklardan ayıran yön akıl nimetinin verilmiş olması. Akıl ile biliyoruz, bildiklerimizi anlıyoruz, ona göre değer veriyoruz ve değer verdiğimize de inanıyoruz…
İsteklerimizi yerine getirirken bildiklerimizle değil, içinden değer verip kabul ettiğimiz ve inandığımız bir tanesine göre yapmaya başlıyoruz. Neyi, nerede, neden ve nasıl yapacağımıza verdiğimiz karar ile günlük yaşantımızdaki hal ve hareketlerimiz, insanlarla ilişkilerimiz, ticaretimiz, hak ve hukukumuz şekilleniyor. Bu da kişilik ve karakter bütünümüzü oluşturuyor, oluşan kimliğimiz ile olması gereken kimliğimiz kıyaslandığında ahlaklı veya ahlaksız şeklinde niteleniyoruz.
Hiç akılsız bilgi, bilgisiz inanç, inançsız ahlak olur mu?
Elbette olmaz…
PEYGAMBERLER NEDEN GÖNDERİLDİ?
Allah Elestü Âleminde önce Peygamberimizi yarattı. Sonra kâinatı ve insanın gereksinimi olan her şeyi yarattı, ardından da yeryüzünde yaratılmışların üzerine halife tayin edilen insanı en güzel bir şekilde yarattı.
Maddi varlık olarak baktığımızda ilk insan Hazreti Âdem (A.S) , Manevi varlık olarak baktığımızda ise ilk yaratılan Hazreti Muhammed (A.S)… İlk yaratılan son peygamber olarak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildi.
Bütün peygamberler İslam fıtratı üzere yaratılmış olan insanın yaradılıştan verilen yaşama, mülk edinme, düşünme, inanma, neslini koruma gibi haklarını teminat altına almak için ahlaklı bir şekilde hayatlarını sürdürmesini sağlamak üzere gönderildi.
ORUÇ TUTMAK AÇ KALMAK MIDIR?
Oruç tutmak sadece yemeyi içmeyi bırakmak demek değil, kötü niyetten, kötü ahlaktan, kötü işlerden, hak hukuk yemekten, dedikodu yapmaktan, insanların ve kâinatın zararına faaliyet yapmaktan uzaklaşmaktır.
İnsanın kendini gözden geçirmesi ve Kadir Gecesi’nde indirilen Kur’an-ı Kerim’de belirtilen esaslar doğrultusunda bir hayat sürmesi için bilgilerini, inançlarını ve onlardan kaynaklı yaptıklarını gözden geçirip, yanlış bilgi ve inanç varsa onları düzeltip yaradılıştaki saflığı ile bir yaşam sürmesi için bir fırsat iklimine girmesi demektir.
Namaz’a hazırlık için abdest alıyoruz, ezan okunuyor, önce sünnetleri kılıyoruz sonra farzlar geliyor… Ramazan’a üç aylar ile Kadir Gecesi’ne de Ramazan ile hazırlanıyoruz. İbadetlerin hepsinde can alıcı noktaya, özel ve önemli anlara ön hazırlık var…
Allah’ın huzuruna O’na yakışır bir halde çıkabilmek için maddi ve manevi hazırlık merhalelerinden geçiyoruz. Manevi iklime girmeden, belli bir kıvama ulaşmadan Allah’ın huzuruna ulaşmak, rabıta kurmak mümkün değil.
Dikenli bir arazide üzerimizdeki elbiseyi yırttırmadan yürümek için dikkatli oluruz, takva da günahlarla dolu olan dünyada İslam ve iman elbisesini yırttırmadan yürümektir.
Hacı Bektaş-ı Veliye “Şişenin içine şarap koysak, gırtlağını tıkasak ve denize atsak, 40 yıl denizde kalsa ve çıkarsak şişe temiz midir, yoksa necis midir?” diye sormuşlar. O da “Necistir, çünkü şişe 40 yıl denizde kaldı ama gırtlaktan aşağıya su gitmedi ki temiz olsun” demiş. Kur’an-ı Kerim ve ibadetlerimiz gırtlağımızdan aşağıya geçip kalbe gitmez, davranışlarımıza ve yaşantımıza yansımazsa, 40 yıl denizde kalan gırtlağı tıkalı şarap şişesinden farkımız olmaz.
İşte Ramazan ve Oruç, hazırlandığımız manevi iklimi tüm hayatımıza yansıtarak, günlük yaşantımızda yaptığımız şeylerin de ibadet olduğu bilinci ile her an Allah’ın huzurunda olduğumuzu unutmadan, yaradılıştaki saflığımızda bir yaşam sürmeye vesile olmalı…