4 Mayıs 2016 tarihi, demokrasi tarihimizde önemli bir olayın yıl dönümü olarak anılacaktır.
O gün, Kasım 2015 seçimlerinde yüzde 49,5 oy alan Ak Parti’nin Genel Başkanı ve Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’la yaptığı 1 saat 40 dakikalık görüşmenin ardından başbakanlıktan ve Ak Parti Genel Başkanlığı’ndan ayrıldığını açıkladı.
Bu olayla cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşanıyor.
İstifanın öncesinde yaşanan olaylara ve kriz tellallarının çırpınmasına baktığımızda bir şeyler olacağı belliydi ama kimse Başbakan’ın istifa edeceğini düşünmüyordu.
İstifanın arkasında güç paylaşımının yattığını kestirmek hiç de güç değildir.
Osmanlıdan başlayarak gücü elinde tutmak için, devletin bekası adı altında kardeş kavgaları ve kardeş katliamları hiç eksik olmamıştır.
Cumhuriyet döneminde de güç kavgaları günümüze kadar devam etmiş, kan da dökülmüştür.
27 Mayıs İhtilalı neticesinde Menderes ve iki bakan idam edildi.
12 Eylül Darbesi, 28 Şubat süreci, 27Nisan e-muhtırası, 9 Mart 1971 darbe teşebbüsü, Poyrazköy, Balyoz, Ayışığı gibi darbe planları ile Paralel Yapı Darbe Teşebbüsü gibi olaylar hiç eksik olmadı.
Bunun yanında siyasilerin güçlerini korumak için partileri içindeki kavgaları da unutmamak gerekir. Aynı partiden olan Özal- Akbulut, Çiller - Demirel, aynı görüşteki Sezer - Ecevit, aynı görüşte olmasalar da Sezer- Erdoğan çekişmesi hiç bitmedi.
2007 Anayasa referandumu gereği ilk defa halk tarafından Cumhurbaşkanlığına seçilen Recep Tayyip Erdoğan, her zaman farklı bir cumhurbaşkanı olacağını söyleye gelmiştir.
Günümüze halkın oyuyla seçilen güçlü ve karizmatik bir cumhurbaşkanı varken mevzuatta gerekli değişiklik ve düzenlemeler yapılmadığı için bu gömlek bu bedene dar geliyor.
Güçlü bir cumhurbaşkanı ve güçlü bir başbakanın yönettiği ülkede mevzuattaki tıkanıklıklar da eklenince iki başlı bir yönetimde zaman zaman sorunlar çıktı.
İki başlı bir yönetim, güçlü ve karizmatik özelliği olan Erdoğan için uygun düşmüyor.
Halkın yüzde 52 oyuyla devlet başkanı seçilen Erdoğan doğal olarak iki başlılığa son vermek istiyor ve başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini sık sık vurguluyor.
Başkanlık sistemine geçmek için anayasanın değiştirilmesi çabaları hep boşa gidince başkanlığın önünü açmak için Ak Partiden başlayarak süreci hızlandırmayı düşünüyor. Erdoğan’ın kararıyla Ak Parti genel başkanlığı ve başbakanlığa getirilen Davutoğlu’nun başbakanlığı ve parti başkanlığını bırakması birilerini aşırı şekilde sevindirdi.
Bilge insan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun sağduyulu ve vakur davranışı kriz tellallarının hevesini kursağında bıraktı. Krizden medet umanlar avucunu yaladı.
İstifa olayında Davutoğlu’nun nezaketi göz doldurdu.
Davutoğlu, yaptığı konuşmada, “Cumhurbaşkanımızla son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim… Cumhurbaşkanımızın onuru, hem Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı olarak hem de benim dava arkadaşım olarak, benim ve ailemin onurudur. Onun ailesi benim ailemdir” diyerek siyasette rastlamadığımız bir ilki gerçekleştiriyor ve bir devlet adamının tüm özelliklerini gözler önüne seriyor.
Bu olaydan sonra Türk Tipi Devlet Başkanlığının yolu fiilen açılıyor.
Türkiye fiilen başkanlık sistemine geçtiği halde hukuki olarak başkanlık sistemine geçememenin sancısını çekiyor. Davutoğlu’nun yerine gelecek düşük profilli bir parti genel başkanı ve başbakanın işi çok zor gözüküyor.
Kalın sağlıcakla.
09.05.2016
Gürbüz Battal