Naif KARABATAK
Tarih: 10.12.2010 17:30
Eylem Yapacaklara Tavsiyeler…
Bugünlerde eylemlerle yatıp, protestolarla kalkıyoruz. Sonra yapılan eylemde atılan dayakların kaç şiddetinde olduğunu hesaplayıp, “düşük” olup olmadığını da tahlillerden anlıyoruz…
Kimi protestolarda eylemciler mağdur oluyor, kiminde de polisler, kiminde de katılımcılar…
Madem her yerde eylem yapılıyor, madem protestoların ardı arkası gelmiyor, o zaman bazı tüyolar vereyim de, sonra “hiç akıl veren olmadı ki” diyen çıkmasın…
Öncelikle, protesto girişiminin veya eyleminin her halükarda püskürtüleceği akıldan çıkarılmamalı…
Her eylemci ona göre tedbirini almalı. Bunun hükümetle, partiyle, pırtıyla alakası yok. Ortada yasal olmayan bir eylem varsa, yasayı uygulama konumunda olanların bunu püskürteceğini de hesap etmek gerekir.
Ancak, sorun nasıl püskürtüleceğinde yatar…
Her polis, kendi kültürüne, yaşam tarzına göre eylemleri değerlendirir. Kimi görev bilir, kimi öç alınacak mekân olarak görür. Herkes sırtında elbisesi, elinde silahı olunca kendisini bir şey sanacak değil ya. Elbise ve silahla değil, yasalarla görev yapacağını bilenler de olacaktır…
Yani işiniz biraz da şansa kalmış…
Sonuçta burası Türkiye, eylem yapanlar da bu ülkenin insanı, eylemi püskürtenler de. Siz farklılıklara nasıl bakıyorsanız, polislerden de aynı oranda bakanlar çıkacaktır. Yani aynaya bakarsanız, polisin sizler gibi olduğunu göreceksiniz; kimi iyi, kimi kötü, kimi beceriksiz, kimi becerikli ve kimi insancıl, kimi olabildiğince kaba…
Gelelim eylemlerde ve protestolarda kullanılacak malzemelere, dile getirilecek argümanlara…
Biraz yenilik getirin, ne o her eylemde, modası geçmiş beylik laflar, modası geçmiş dövizler. Hiç yenilikçi değilsiniz, bizim 1970’li yıllarda bıraktığımız gibisiniz…
Bunun için beste yapın, güfteniz olsun, farklı mekânlar, farklı motifler kullanın, yaratıcı olun canım…
Önce niyetinizi kendinize söyleyin. Aman sesli söylemeyin, bir duyan olur…
Yaramaz futbolcular gibi sakatlanma numarası yapacaksanız, bunu iyi oynayın. Antrenmanlarda bir arkadaşınız bu konuda size yardımcı olabilir. Hatta “hamileydim, düşük yaptım” gibi yeni metotlar da deneyebilirsiniz…
Sakın ama sakın üniversitelerin özgür düşünme ve düşüncesini ifade etme mekânları olarak algılamayın. Sizin gibi düşünmeyen konuşmacıları susturun, sizin gibi giyinmeyenleri atın dışarı gitsin…
Bunun için farklı yollar deneyin; Bırakın demokrasiyi, demokratlığı, sağcılığı, solculuğu. Bütün bunların laf olduğunu siz çok iyi biliyorsunuz, karşınızdakini konuşturmayacaksınız, hayat hakkı tanımayacaksınız, işte o kadar!
Sizden farklı düşüneni konuşturmadığınız gibi, arada sırada sizin gibi düşüneni de konuşturmayacaksınız ki, dostlar sizi pazarda görmüş olsun…
Protestoda kullanılacak malzemeler iyi seçilmeli, ülke ekonomisine ve muhatabınıza vereceği zayiat hesaplanmalı…
Yumurta atılacaksa, sayıyla mı atılacağı, ikişer, üçer mi atılacağı iyice analiz edilmeli, gerekirse bütün muhasebe bilgisiyle test edilmeli. Vatandaşın sofrasına koyamadığı yumurtaları her eylemde atarak, yoksulların boş yere yutkunmasına fırsat verilmemeli…
Bunun için daha az masraflı olsun diye “pamuk yumurta”yı öneriyorum…
Ama pamukları marketten almayın pahalı olur. İyisi mi girin pamuk tarlalarına, rüzgârın sağa sola savuşturduklarını doldurun torbalara, gidin eylem yerine…
Efendim, bu acıtmaz mı, illa acıtacak bir şey mi istiyorsunuz?
Yoksa siz de mi “acı var mı acı?” diye sorana “var abi, hem de çok acıyor, cız ettiler” diye cevap vermek istiyorsunuz…
O zaman pamuğun içersine nohut ve kuru fasulye gibi bakliyatlar koyun…
Sakın taş koymayın, bu çok ciddi suça girer…
Hem siz şu yumurta işinden de vazgeçin, görüntü olarak iğrenç. Adamın kafasından aşağıya süzülen sarı ve beyaz renkli sıvıyı her akşam çoluk çocuk seyretmek zorunda mıyız, hem yemek yiyemiyoruz canım…
Benden söylemesi çok banal olmaya başladı, nerede sizin yaratıcılığınız…
Hani yumurta atıyorsunuz, yanına salam, sosis gibi katıklar da atın da, omletimiz renklensin…
Çalıştırın saksıyı, yeni ve iştah açıcı protesto malzemeleri bulun…
Ama ne yaparsanız yapın, hiç kimseyi konuşturmayın, ağızlarına biber sürün, koli bantlarıyla bantlayın, iyisi mi biber gazı sıkın, nasılsa her tarafta biber gazı var…
Ayakkabı atın diye tavsiye edecektim, o da eskidi…
Bozuk parayı kim kaybetmiş ki, siz bulasınız…
Boşa attığınız her şey, hem masrafsız olsun, hem cezası hafif olsun…
Ama illa da herkes sussun, sadece siz konuşun…
Sizin borunuz ötsün, başkasının civcivi nefes bile almasın…
İyisi mi bu kadar gerginliğe gerek yok, kurun bir televizyon, borazancı siz olun, borunuzu öttürecekler çok olur…
Ben de “bir yenilik yapayım” diye kafa patlatmaktan kurtulurum…
***
Bahçeli Formülü
Dün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “MHP iktidarı için” çok önemli formülünü dinledim, kendimden geçtim. Söyleyeyim de siz de kendinizden geçin…
Her ülkücü, MHP’ye hiç oy vermemiş, ilkokul arkadaşlarından 5 kişiyi, ortaokul arkadaşlarından 5 kişiyi, asker arkadaşlarından 5 kişiyi, mahalle arkadaşlarından 5 kişiyi, sokaktan ise 4 kişiyi (ya bu niye beş değil) bulup, MHP’ye oy vermeye ikna edecekmiş. Bunun toplamı 24 ediyormuş, 49 milyonu 24’e bölersek, hane sayısı çıkacakmış, her hane 24 oy getirecekmiş ve 19 milyon oyla MHP iktidar olacakmış.
Bakıyorum da Nasrettin Hoca’nın fıkrasındaki gibi “peşin oyları” gördünüz, gülüyorsunuz…
Naif Karabatak/CafeSiyaset.Com
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —