Şehirler de insanlar gibidir… Bir görünen yüzleri vardır bir de derinlerinde sakladıkları…
Başbakan’ın mitinginden bir gün önce yaptığım 24 saatlik Diyarbakır seyahatim, bu derinlerde saklananların ağırlığıyla adeta yüzyıl gibi geldi zihnime.
İstanbul’un yağmura teslim olduğu bir sabahın ilk saatlerinde vardım Diyarbakır’a. Havaalanından şehre vardığımda en çok referandumla ilgili afiş ve pankartların azlığı dikkatimi çekti. Birkaç evet ve boykot bilboardı ve afişinin dışında zahiri olarak referandum havası hiç hissedilmiyor diyebilirim. Hem genel hem de yerel seçimlerden bir iki gün önce Diyarbakır’daki hareketliliği bilen biri olarak bu duruma şaşırdım tabi… Caddelerde, sokaklarda en çok görülen hazırlık ise; bayrama yönelik. İki adımda bir bayram çöreği için susam, çörek otu ve baharat satan tezgahlarla karşılaşmak mümkün.
Ama başta dedim ya şehrin bir de görünmeyen yüzü var. Ve bu yüzde referandum tartışmalarının yoğunluğu hissediliyor. Dikkatimi çeken BDP’nin de boykot çalışmalarını çok küçük seviyede tutmuş olması. Birkaç pankart ve miting çağrısı dışında teşkilat bazında da çok yoğun çalışmadıkları bilgisini ediniyorum. Ak Parti teşkilatları ise genelde şehrin merkezinde kampanyalarını sürdürüyor.
Boykot kararının hem BDP hem de ona yakınlık duyanlar içinde de tartışmalara sebep olduğunu gözlemliyorum. Özellikle belli bir eğitim seviyesindekiler boykotun çok yerinde bir duruş olmadığını ve bunun referanduma kadar ‘evet’e döneceğini işaret ediyorlar. BDP’nin boykot çalışmalarını sınırlı tutmasının da bununla ilgili olduğunu belirtiyorlar. Ama özellikle kemikleşmiş BDP tabanı ‘boykot’ta ısrarlı. Ak Parti teşkilatlarında çalışan kadınlar Bağlar gibi bölgelerde tehditler aldıklarını, taşlandıklarını anlatıyorlar. Bazı bölgelerde ‘boykot’u tartışmak bile ihanet sebebi zaten.
Boykot tartışmaları bir yana Kürtler içinde başlayan ‘biz’ ve ‘onlar’ kamplaşması beni derinden sarstı ve üzdü. Giderek keskinleşen bir kamplaşma var insanlar arasında. İstekleri, hayata bakışları bir olmasına rağmen bulundukları ortam ve yer aldıkları siyasi duruş sebebiyle birbirine öfke hali duyan bir Diyarbakır halkı gördüm bu seyahatte. Diyarbakır’ın o kuşatıcı tarihi birikimine ve iklimine inat yeni oluşan bu kamplaşmanın tezahürleri bir ağrı gibi oturdu üzerime… Şehir ve Türkiye bugün Başbakan’ın konuşmasına kilitlenmişken, STK’lar ‘vaat’ bekliyorken; verilecek hiçbir sözün bu kamplaşmayı gidermeye yaramayacağını hissetmenin ağırlığı var zihnimde…
Ama onun da ötesinde Diyarbakır’ın görünmeyen yüzü Bağlar ve etrafındaki alanlarda gizli. Zorunlu göçün getirdiği bütün yakıcılık orada yanı başımızda duruyor. Şehrin kaderini, inisiyatifini elinde bulundurduğunu düşünen ve ha bire açıklamalarda bulunan STK’ların, açılım yaptığını miting meydanında unutan Başbakan’ın, özerkliğin peşinde BDP’lilerin önce bunu görmesi şart. 50 yaşındaki annesinin ‘kötü yola düşmesinden’ korktuğu için hırsızlığa başlayan Hasan’ın ve yüzlerce yaşıtının vebali hepimizin üzerinde…
Ve bu vebal üzerimizde duruyorken, hiç kimsenin bencil davranmaya, kendini zamanın ve mekanın sahibi görmeye ve öfkesini büyütmeye hakkı olmamalı.
Doğu Rehberi Facebook'ta takip etme için TIKLAYIN
Doğu Rehberi Twitter'da takip etmek için TIKLAYIN