Menü Van Haber, Doğu Rehberi Haber, Son Dakika Haberleri
Ali BULAÇ

Ali BULAÇ

Tarih: 23.06.2010 19:14

Basiretimiz bağlanmasın!

Facebook Twitter Linked-in

15 Nisan'dan başlamak üzere Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla 31 Mayıs 2010 tarihi itibariyle 'somut adım' atılmayacak olursa, PKK'nın başlatacağı eylemlere karışmayacağını söylüyordu.

Dediği oldu, 31 Mayıs sabahı İskenderun'da Deniz Kuvvetleri'nin üssüne kanlı bir saldırı yapıldı, bunu diğerleri takip etti.

Geldiğimiz nokta tek kelime ile iç karartıcı. 1984 yılında silahlı mücadele olarak başlayan bir hareket 1990'larda kurulan partilerle 'siyasi' olarak da sesini duyurmaya başladı. Bugünse 'toplumsal bir boyut' kazanma eğilimine girmiş bulunuyor. Hükümetin iyi niyetle, ama bir dizi hatalı yol takip ederek başlattığı 'demokratikleşme açılımı'na karşı devlet bürokrasisinden, derin güçlerden ve CHP-MHP kanadından gelen sert direniş, önce askerî iken sorunu toplumsallaştırma noktasına getirdi. Asıl vahim olan, sürecin bu noktaya gelmiş olmasıdır.

Sorunun toplumsal boyut kazanmasının orta vadede karşımıza çıkarması muhtemel iki tehlikeli gelişme söz konusu: Biri, sorunun ayrışmalara ve giderek çatışmalara dönüşme istidadı kazanması, diğeri Hakkari bölgesinden başlayarak sivil yerleşim birimlerinde Filistin benzeri bir 'Kürt intifadası' olarak halkı devletin güvenlik kuvvetleriyle karşı karşıya getirmesi. Taş atan çocukların giderek artan sayısı ve hâlâ bu konuyla ilgili bir düzenlemenin yapılmamış olması, PKK'nın geliştirdiği 'dağlarda gerilla, yerleşim birimlerinde çocukların öncülüğünde halk ayaklanması' şeklinde özetleyebileceğimiz doktrine elverişli zemin hazırlamaktadır. Şu iki hususa dikkat etmeliyiz:

1) Sosyal psikolojinin derin travmalara açık olduğu bir zaman diliminde her şeye rağmen teenni ile hareket etmek, sakin düşünmek, kutuplaştırıcı ve çatışmacı bir dil ve üslup kullanmaktan kaçınmak herkesin borcudur. İyinin iyisi olduğu gibi beterin de beteri vardır. Basiretsiz hareket edecek olursak bugünleri de arar hale geliriz. Irak'ta tarihte hiç görülmeyen bir 'mezhep ve etnik çatışma'nın on binlerce insanın hayatına mal olduğunu içimiz acıyarak müşahede ediyoruz. İster 'Kürt sorununun devamı' üzerinden siyasete müdahale etmeyi düşünen odaklar, ister iktidar dürtüsüyle ateşe körükle gitmekten sakınmayan partiler -maalesef Meclis'teki 4 parti de derece farkıyla aynı pozisyondalar-, ister ülkeyi kan gölüne çevirerek bir sonuca varabileceğini düşünen PKK, vetirenin bir yerinde her şeyin kontrollerinden çıkabileceğini de hesaba katmalılar. Böyle bir faciadan kimse galip çıkamaz.

2) Çözümler üzerinde düşünürken teşhisi doğru koymak lazım. Kürt sorununun gerçek sebeplerini, kaynaklarını, mahiyetini ve kapsamını doğru teşhis ve tespit etmeliyiz. Çözümler önerirken sorunun çok katmanlı yapısını hesaba katmalıyız (x). Türkiye'yi içine kapatıp daha otoriter ve askerî bir rejime götürecek çözümler (sorunu daha çok azdıran OHAL, arkasından gelecek sıkıyönetim düzeni) felaket getireceği gibi, bizi gereksiz bir savaşın eşiğine getirecek çözümlerden de uzak durmalıyız.

Bir emekli general, ABD'nin Meksika sınırında uyuşturucu kaçakçıları ve yasa dışı göçmenleri önlemek üzere inşa ettirdiği yüksekliği 6 metre, kalınlığı 1 metre 1.200 km'lik utanç duvarını örnek gösterip bizim de sınırlarımızda benzeri bir duvar örmemizi tavsiye ediyor. Bunu Filistinlilere karşı İsrail de yapıyor. Böyle bir teşebbüs bizi İsrailleştirmekten başka işe yaramaz.

Bazıları da akla ziyan önerilerde bulunup 'sınırlarımızın değiştirilmesi'nden bahsediyor. Bu da bizi bambaşka bir badireye, hatta bir savaşa itme potansiyeli olan fikirdir. İran'la sınırlarımızda bir düzeltme yaptığımız doğrudur, ancak 1639'dan bu yana istikrarlı olan sınırda düzenleme yapmayı gerektiren konu ve İran'la ilişkimizin mahiyeti başka, Kürt sorunu, Kuzey Irak Kürt Yönetimi ve Irak'ı işgal ederek 'komşumuz olan ABD'yle olan ilişkilerimiz başkadır. Bizi bu badireden çıkaracak olan feraset ve basirettir.

(x) Kürt sorunu, tarihi gelişimi, boyutları ve çözümler için bkz. Ali Bulaç, 'KÜRTLER NEREYE?' Çıra Yayınları, İstanbul, Mayıs-2010. a.bulac@zaman.com.tr


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —