Habervaktim Yazarı Arzu Erdoğral'ın yazısı
"İngiltere Savunma Bakanlığı'nın Suriye'ye ilişkin gizli bir plan hazırladığı ve bu plan çerçevesinde Suriye üzerinde NATO'nun denetleyeceği uçuşa yasak bir bölge ilan edileceği" iddiasını gündeme getiren İngiliz Sunday Times Gazetesi, söz konusu planın hayat bulması içinse "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin desteğine ihtiyaç duyulduğunu" yazdı. Gazetenin iddiaları sadece bununla sınırlı değil. İddiaya göre İngiliz Dış İstihbaratı ve CIA ajanları Suriye topraklarında
Bu haberle eş zamanlı olarak Beşşar Esad'ın devrilmesinin Ortadoğu için büyük bir şans olacağını söyleyen İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Esad rejiminin günlerinin sayılı olduğunu belirtti.
Ne şimdi biz İsrail, ABD ve İngiltere ile aynı şeyi mi istiyoruz!
Pek tabi ki hayır
Bu nasıl bir hayır?
Suriye'nin gerçekte refahını isteyenler katliamda sınır tanımayan Esad rejiminin halk devrimiyle yıkılmasını temenni ederken, bu ülkeler İran ve Lübnan Hizbullah'ını zayıflatmak için devrimin kendilerinin kontrolü ile gerçekleşmesini istiyor.
Yani onlar esasta Suriye halkının özgürlüğünü değil bir diktatör giderken kendi diktatörlüklerini kurma amacıyla hareket ediyor.
Umarım Barak ve onun gibi düşünen ABD'li dostlarının öngörüsü bizim korktuğumuzun dışında bir kehanet olarak kalsın
Ama bu bir kehanetin ötesinde ise
İşte burada 35 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan Uludere saldırısıyla, ortaya atılan bu iddialar ortak bir noktada birleşerek kötü kokulara dönüşüyor.
Nasıl mı?
Bir önceki yazımda bazı kesimler yanlış istihbaratın MİT tarafından verildiğini söylerken, bu istihbaratı veren MİT mi ABD mi, onlar değilse kim? diye sormuştuk.
MİT'ten bu iddiaya yalanlama geldi. Şaşırmadım!
"Kuzey Irak'a bombardıman Amerikan predatorlerinin geçtiği istihbaratla yapıldı!" (Ankara kulislerinde Orgeneral Özel'in Başbakan ile yaptığı görüşmede istihbarat yanlışını kabul ettiği, Kuzey Irak'a bombardımanın ABD predatorlerinin geçtiği istihbaratla yapıldığı bilgisinin verildiği iddiası konuşuluyor)
İşte bu noktada açılması gereken bir kilit olduğu kanısındayım.
Önce biraz gerilere gidelim ve bazı iddiaları hatırlayalım;
İncirlik'e konuşlanan ve Türk radarları tarafından izlenemeyecek olan ABD predatorleri, PKK ile mücadelede anlık istihbarat sağlamayı değil esasen Suriye ve İran'ı hedef alıyor. Ayrıca Türkiye'yi gözetliyor. Yani bir taşla iki kuş!
Bu iddiadan yola çıkarsak "Pakistan ve Afganistan'daki skandal operasyonlar ile çok sayıda sivilin ölümüne sebep veren ABD predatorleri yine yanıldı mı yoksa yanlış istihbarat verme işini bilerek mi yaptı?" sorusuyla karşılaşırız.
Yanlışlıkla sivil ölümlere sebep olmanın çokta akla yakın olmadığını varsayarsak o zamanda, "ABD neyi amaçlıyor?" sorusunun cevabı üzerine düşünmemiz ve bazı komplo teorilerine kafa yormamız gerekiyor.
Suriye üzerinden İran ve Lübnan Hizbullah'ını zayıf düşürmeyi amaçlayan ABD ve İsrail, PKK üzerinden de Türkiye'nin elini zayıflatıp Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde hareket ediyor olabilir mi?
Hiçte şaşırtıcı bir olasılık değil!
Peki, bunu nasıl yapar?
Terörle Mücadele'de TSK- Hükümet işbirliği ile başarı kazanan Türkiye'yi, verilen yanlış istihbaratla köşeye sıkıştırıp taşeron örgüt olan PKK'nın elini yeniden güçlendirerek!
35 vatandaşımızın katledilişi karşısında PKK'nın büyük bir mutluluk yaşadığını düşünürsek bu teori hiçte uzak gözükmüyor!
Uludere katliamının bazılarının iddia ettiği gibi MİT üzerinden Ergenekon ve PKK işbirliği ile yürütüldüğü varsayımı ya da bir başkası her ne kadar ihtimaller dâhilinde olsa da bu taşların yerini değiştirerek ortaya çıkarılacak yeni puzzle çerçevesinde ABD ihtimalini de yabana atmamak gerekiyor.
Şimdi de madalyonun diğer yüzüne bakalım!
TSK olayla ilgili önce başsağlığı diledi ardından da adli ve idari soruşturma başlattı.
Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Uludere ile ilgili özel bir görüşme yaptı. (Genelkurmay'ın konuyla ilgili olarak özür dilemesi ile ilgili karar çıktı.)
Ölenlerin ailelerine tazminat ödeneceği Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından açıklandı.
Bunlar v.b zaten olması gerekenler. Neticede ne yaparsak yapalım giden canlar asla geri gelmeyecek.
Aslolan yanlış istihbaratı verenlerin silsilesinin nasıl devam ettiğini bulmak!
Kim verdi? Ne için verdi?
Kime verildi? Kim uyguladı?
Uygulama için neden teyit alınmadı? Alınmamasında kasıt var mıydı?
Kasıt varsa o "kasıt"ın hayat bulmasını sağlayanlar ile ilk bilgiyi verenler arasında nasıl bir bağ var?
İstihbarat savaşlarının yaşandığı bir ortamda bu sorulara cevap bulunabilirse, her zaman dile getirildiği gibi ABD ile ilişkilerin acil olarak gözden geçirilip TSK ve diğer birimlerin içindeki darbeci yapılanmaya artık kıyıdan değil tam ortasından çomak sokulması gerekiyor.
Vakit çok geç olmadan!
http://twitter.com/ArzuErdogral
Yazının özgün halini okumak için tıklayın
Yorumlar