Peki Başbuğ'un ifadeye çağrılması Türk siyasi ve askeri tarihinde neyin işareti? Emekli Orgneral İlker Başbuğ,
İnternet Andıcı’nda yer alan ‘
Sayın Komutan’a arz’ ifadesi kapsamında sorgulanacak.
Yaşanan bu sıcak ve ilginç olayın ne anlama geldiğini
Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi
Adem YAVUZ ARSLAN yazdı...
İşte o yazı...
Ve Başbuğ ifadeye çağrıldı...
Sürpriz mi?
Kesinlikle değil. Özellikle de
İnternet Andıcı ve
İrtica ile Mücadele Eylem Planı davasında astlarının
doğrudan Başbuğ'u suçlamasından sonra bu karar
gecikmiş bile denebilir.
Çünkü ifade veren tüm sanıklar
el ve söz birliği yapıp Başbuğ'u işaret ettiler.
Gerçi kaçınılmaz sonu fark eden Başbuğ yazlığında röportaj verip '
çağırırlarsa gelirim' diyerek bir bakıma
ön almak da istemişti.
Fakat
sonuç değişmiyor.
Genelkurmay eski Başkanı yarın İstanbul'da savcının karşısına '
şüpheli' olarak çıkacak.
'
Genç subaylığı'ndan başlayarak Ak Parti'ye kapatma davasına kadar birçok konuda sorulacak sorular olmalı Başbuğ'a.
Bu konuya daha sonra dönmek üzere bir virgül koyup başka bir darbe soruşturmasına geçelim.
Dün
tarihi günlerden birini daha yaşandık.
12 Eylül darbesi ile ilgili iddianame Ankara
12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Darbenin lideri
Kenan Evren ve kudretli ismi
Tahsin Şahinkaya için
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Aslında iddianamenin içeriği ya da kime ne kadar ceza istendiğinden çok bu
davanın açılabilmiş olması çok önemli.
Dün yaşanan hadise bile
12 Eylül referandumunun neden tarihi öneme sahip olduğunu göstermiş oldu.
Darbecilerin kendilerine sağladıkları koruma kalkanı artık kaldırıldı.
Aradan 30 yıl da 50 yıl da geçse
darbecinin yargılanacağı resmileşmiş oldu.
Türkiye'nin gerçekten bir hukuk devleti olmasının delili denebilir bu yargılama için.
İddianame demokrasi manifestosu gibi
80 sayfalık iddianame aslında demokrasi manifestosu gibi.
Savcılar '
devlet', '
demokrasi' , '
toplum' ve
'hukuk' başlıklarını ayrı ayrı ve kıyaslamalı bir şekilde masaya yatırmış.
Ayrıca
TSK İç Hizmet Kanunu 35. madde ile ilgili de radikal tespitler var. Savcılar
bu kanunun kimseye darbe yapma yetkisi vermediğini iddia ediyor.
Bu çok önemli bir ayrıntı.
Çünkü
darbeciler bugüne kadar kendilerine meşruiyet kazandırmak için 35. maddeye atıf yaptılar.
Fakat iddianame
bu teze temelden karşı çıkıyor.
Türkiye'nin '
anayasa ile kurulmuş bir devlet olduğunu ve yasal düzenlemeler arasında bir hiyerarşi bulunduğunu, kanunların Anayasa'ya aykırı olamayacağını' hatırlatıyorlar.
Savcılara göre
35. maddeyi darbeye gerekçe göstermek 'kılıf bulma gayreti' dışında bir şey değil.
Ayrıca
suç işlediklerini kendileri de biliyorlar. Hatta Anayasa'ya geçici 15. maddeyi koyarak
kendilerini her türlü yargısal işleme karşı korumaya aldılar.
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ifadelerinde '
Pişman değiliz yine olsa yine yaparız' diyerek
tarihe geçecek bir pişkinlik örneği sergilemişlerdi.
Oysa iddianamede savcılar '
şartların oluşması için beklenildiğini' delilleriyle ortaya koyuyor.
Çorum ve Maraş olayları önemli yer tutuyor.
Esas
şok iddia kanlı 1 Mayıs ile ilgili.
Savcılara göre olay "
Toplumu kaos ve iç çatışmaya sürüklemek, nihai hedef olarak askeri darbeye zemin hazırlamak için, devlet içinde yönetimi ele geçirmek isteyenlerin yönlendirmesi ve kurgulamasıyla çıkarılmış bir provokasyon"du.
Kanlı 1 Mayıs ile ilgili merhum Ecevit'in tarihi değerlendirmeleri de iddianameye girmiş.
İddianame ile ilgili detayları önümüzdeki günlerde daha net analiz ederiz.
Fakat şu anda gelinen nokta bile tarihi.
Darbeciler er ya da geç yargıda
hesap veriyorlar.
Bu durumu geçen hafta
CHP lideri Kılıçdaroğlu'na sorduğumda "Evren'i bu saatten sonra yargılayacaklarmış. Mizah dergilerine havale ederim o iddianameyi" demişti.
Kılıçdaroğlu kusura bakmasın ama
12 Eylül referandumunu anlayamamıştı, davanın sembolik önemini de kavrayamamış.
Son bir not da Evren'e:
Ölümlerden, işkencelerden, hapislerde çürüyen bedenlerden pişman olmayan Evren '
Referandumda evet çıkarsa, kendimi yargılatmam kafama sıkarım' demişti.
Umarım Sayın Evren bir talihsiz hata daha yapmaz.
Yazının özgün halini okumak için tıklayın
Yorumlar