Makale:
Düğün ertesi 'Darbe' kaderimiz

DÜĞÜN ERTESİ DARBE KADERİMİZ

Günlerden Perşembe ve Temmuz ayının 14'üydü. Ben ve ailem birlikte güzel vatanımızın Çorum ilindeydik. Orada olmamızın nedeni 14 Temmuz gününde büyük kızımın düğün töreninin olmasıydı.  Çok şükür ki düğünümüz kazasız belasız, selametle ve keyifle geçti.  

Biz, kardeşlerim ve  bacanağım İsa bey ile birlikte 5 araç ve yaklaşık 25 kişi Van'dan düğün için Çorum'a gelmiştik. Başka illerden gelen dostlarımız da vardı. Ankara'dan imam olan Halil İbrahim Hoca ve Antalya'dan öğretmen Kadir Hoca aileleriyle birlikte gelmişlerdi.

Düğün Temmuz'un 14'ü Perşembe günü akşam 23:30'da sonlandı. Geceyi Çorum'da geçirdik. Ertesi gün yani 15 Temmuz Cuma günü, Cuma namazını Çorum'un kadim camisi olan Ulu Cami’de kılalım dedik. Cuma namazını kıldıktan sonra saat 14:00 gibi Çorum'dan Ankara'ya yeni evli çiftimiz ve bacanağımın ailesi ile birlikte hareket ettik. Çünkü yeni evli çiftimizin evleri Ankara'da idi.

Gelin ve damadın evi serili döşeli idi ama gelin kızımız evine ilk kez gidiyordu. 3 araçlık mini bir konvoy oluşturduk. Damat ve gelin kendi araçlarında, bacanağım kendi aracında ve biz kendi aracımızda birlikte Ankara'ya doğru yola çıktık.

Damadımız Ankara Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığı'nda görevli bir polis memuru idi. Saat 18:00' da yeni evli çiftimizin Ankara Gölbaşı'nda bulunan evlerine hep birlikte vardık. Daha sonra Halil İbrahim ve Kadir hocalarımız da aileleriyle birlikte bize katıldılar. Birlikte saat 21:30 civarına kadar yemekler yiyip çay içtik. Artık ayrılma vakti gelmişti.

Gelin ve damadı evlerinde bırakıp bizler Halil İbrahim Hocamıza misafir olmak üzere ayrıldık. Saat 22:00 civarında Gölbaşı'ndan Pursaklar'a gitmek üzere çıktık. Halil İbrahim hocanın evi Pursaklar Toki Konutları'nda idi, oraya varmak üzereyken yolda telefonum çaldı. Arayan Muğla Fethiye'den kadim dostum Yakup Abi idi. "Abi buyur" dedim. O da " Zafer haberin var mı? Darbe olmuş.." dedi.

İnanamadım, televizyonun sesini açıp bana dinletti.  "Aman Allah'ım" dedim. "Güzel ülkemizin kaderi mi bu? Ne oluyor?" diye iç geçirdim. Saat 22:45 idi ve yatsı namazını henüz kılmamıştık. Halil İbrahim hocanın imamlık yaptığı Seyyit Abdurrahim Reyhan Camii önündeydik. Hemen geçip önce namazlarımızı kılalım dedik. Sonra telefondan radyoyu açtık. Bir kalkışmanın olduğunu duyunca yerimizde duramaz olduk.
Hepimiz dışarı çıkmalıyız diye düşünerek birbirimize bakıyorduk. Kadir hocama dedim ki; "hocam aracınızda yeterince yakıt var mı?". O da "evet var abi" dedi. "O zaman biz burada durmamalıyız. Buraya en yakın merkez neresi ise oraya gitmeliyiz" dedim.  Biz Toki konutlarında, Pursaklar'a 15 km uzaklıkta idik ve Pursaklar'a gitmeye karar verdik.

Yola çıktık, Pursaklar'a varmak üzere bir de baktık ki etraftan yollara çıkan insanlar var. Biz de dörtlüleri yaktık, kornaya bastık. Aracın radyosunu açarak Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanımızın açıklamalarını dinledik. Bir kalkışma olduğundan bahis ediyor ve halkı meydanlara davet ediyorlardı.

Pursaklar yoluna, oradan da Esenboğa Havalimanı'na doğru devam ettik. Aracı Halil İbrahim hoca kullanıyordu. Pursaklar'da çok yoğunluk vardı. Vatandaşlar yaya ve araçlı gruplar halinde caddelere akın ediyorlardı. Arkadaşlara dedim ki; "evet bir sıkıntı hali hazırda görünüyor ve bir takım bedeller olacak ama bu işe kalkışan hainler muvaffak olamayacaklar."

Çünkü gördüklerimiz ve yaşadıklarımız çok farklı bir şeydi. Bizi ve bu halkı harekete geçiren bir güç vardı. Hiç kimse plan yapmamıştı. Biz dahi.. Ama planları olanlar yanılmıştı. Planları bozan ve planlar üstü plan kuran rabbimiz bütün planları alt üst ediyordu. Öylece Pursaklar' ı geçince tekbir sesleri, bayrak sallayanlar caddeleri ve yolları dolduruyordu. Bizler bu manzarayı görünce daha bir çok sevindik ve havalimanına varmak üzereydik. Trafik gittikçe yoğunlaştı ve tıkandı. Herkes bir şeyler söylüyordu; Reis havalimanına gelecek diyenler, Kızılay'a gidelim diyenler ve Meclise gidelim diyenler vardı. Nihayet araç ilerlemez oldu. Yollar kapandı, bu sırada saat 00:45 olmuştu.
Araçlardan inelim dedik ve tam inecekken telefonum tekrar çaldı. Arayan yeni damadımız Yasin idi.  Bizler onların haberi yoktur yeni evliler diye onları olanlardan haberdar etmemiştik. Ama onların da haberi olmuştu ve bana "baba benim gitmem lazım acil çağırıyorlar Özel Harekat vurulmuş. Fakat kızınız korkuyor. Nasıl yapalım?" dedi. Ben de "telefonu kızıma" ver dedim. " Kızım! Hiç korkma ve asla ağlama. Cesur ol, yürekli ol.. Bugün vatan için ölme günüdür. Bizler vatanımız için yaşıyoruz. Namusumuz için yaşıyoruz. Vatan giderse namus da gider. " dedim.  "Beyini çağırıyorlarsa bir dakika bile durmasın evde, onu hemen görev yerine gönder.. Vatanın şimdi ona ihtiyacı var. Bizler havaalanındayız. Devlet büyüklerimizin haberi var olaya el koymuşlar. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız açıklama yapıyorlar. Halkı meydanlara davet ediyorlar. Halk meydanlara sahip çıktı. Endişe edilecek bir şey yok inşallah. Dolayısıyla sen korkma biz de buradan geri dönüp seni almaya geleceğiz. " diye devam ettim ve tekrar telefonu damadıma vermesini istedim.

Sonra " Yasin oğlum göreve çağırıyorlarsa hemen gitmelisin. Kızım evin kapısını kilitlesin beklesin biz onu almaya geleceğiz." dedim.  Biz havalimanından geri döneceğiz ama yoğunluktan dolayı dönemiyorduk. Saatler ilerliyor ve bizler trafikte sıkışıp kalmıştık. Halil İbrahim hocaya dedim ki, "şu kaldırıma çıkabilir misin? Oraya çık ve diğer emniyet şeridine gir " dedim. O da sağ olsun dediğimi yaptı ve Gölbaşı'na kızımın evine gitmek üzere yola koyulduk. Pursaklar'a tekrar geri dönmüştük, ana cadde üzerinde çok kalabalık vardı ve dumanlar yükseliyordu.

Cam kırıklarını yol ortasında görünce bir de baktım ki sivil bir otomobil hurdaya dönmüş yol ortasında duruyordu. Meğer az önce hainlerin elinde bulunan F16 tarafından bomba atılmıştı. Yaralılar var herkes kaçışıyordu. Biz kenardan ağır ağır ilerledik. Uzun uğraşlar sonucu saat 02:30 civarında Gölbaşı'na kızımın evine vardık. Televizyon açık kızım bizi bekliyordu. Biz de televizyondan bir müddet olayları takip ettik.
Bu arada damadım Yasin ile birlikte Halil İbrahim hocayı Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığına gönderdik. Ben, Kadir hoca ve kızım evde onları bekledik. Onlar durumun ne olduğunu yerinde görmek ve ihtiyaç var mı diye Daire Başkanlığına gidip geldiler. Yetkililer onlara ihtiyaç olursa çağıracaklarını şimdilik burada bulunmalarına gerek olmadığını aktarmıştılardı. Gelince acı haberi de getirdiler. Çok şiddetli bombalama olduğunu çok şehit olduğunu söylediler.

Bir müddet daha değerlendirme yaptık. Damadıma dedim ki biz artık gitmeliyiz. Siz de ne yapmanız gerekirse hiç tereddüt etmeyin, göreve çağırırlarsa hiç beklemeyin gidin. Kızım da evinde kalsın. Bizim sabah yola çıkmamız gerek, onun için ayrılma vaktimiz geldi. Helalleştik ayrıldık.

Halil İbrahim hoca ve Kadir hoca ile birlikte tekrar Pursaklar'a doğru yola koyulduk. Saat 04:30 idi ve yakıtımız azalınca bir petrol istasyonu aradık, zor olsa da bir istasyon bulduk. Yakıt alır iken bir gürültü ses hızından fazla idi. Zannettik ki bomba attılar. Camlar ve istasyon çok sarsıldı. Yakıtı aldıktan sonra eve vardık. Sabah namazını kılıp hazırlıklarımızı yaptık. Van'a gelmek üzere tekrar bacanağım İsa Bey ile buluştuk ve Mersin'e gitmek üzere yola çıktık. Çok şükür Mersin'e vardık. Orada 1 gün dinlendikten sonra sabah Van'a gitmek için niyetlendik.

Gece damadım tekrar aradı. "Baba,bizim izinler kaldırıldı. Sürekli görevde olacağız ve ben eve gidemiyorum. Dolayısıyla kızınız yalnız kalacak. Zaten 1 hafta sonra da Van'da KPSS sınavı var. Onun için bu gece otobüse binip Mersin'e sizin yanınıza gelse ve birlikte Van'a gitseniz olur mu?" dedi. Ben de "olur" dedim. Kızım gece saat 00:00 'da otobüse bindi ve sabah 05:30 gibi Tarsus'ta karşıladık. Kızımı da alıp Van'a doğru yola çıktık. Akşam saat 19:00 gibi Van'a selametle geldik.

1 hafta kızım Van'da kaldı. Ancak bu arada sınavlar da ertelenmişti. Mesailer de daha sonra normale dönünce tekrar kızımı uçakla Ankara'ya beyinin yanına gönderdik. Böylece bizler de böyle bir serüven yaşamış olduk.  


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner22

banner4

banner35

banner25

Ulusalcılar hâlâ tehlike
Türkiye Gazetesi yazarı Nuri Elibol bugünkü köşesinde, sivil asker ilişkisi Batı normlarına taşınmazsa...

Haberi Oku