Spor Toto 2. Lig sona...
Gizli salgın hızla yayılıyor!
Mescidi Haram'a ayakkabıyla girmek istemiş
Kadınlar da öldürür!
Akşamları televizyonun karşısına geçip haberleri izlediğinizde “insanların rakama dönüştüğü” haberleri sıkça izler, kiminde üzülür, kiminde ise hiç umursamayız. Belki de umursayacağımız bütün ayrıntıları tek tek almışlar, haberimiz olmamıştır.
Suriye’de her gün kaç insanın öldüğünü duyarız…
Sayının azlığına, çokluğuna göre üzüntü katsayımız da değişim gösterir.
Bir gün önce 270 kişi ölmüş, ikinci gün ölen sayısı 50’ye düşmüşse buna seviniriz…
Dünyanın dört bir yanında, çile çeken insanların haberlerini okuruz. Kim olduğunu, nasıl yaşadığını, nelere üzülüp, nelere sevindiğini bilmeyiz.
Ölenin çocuğunu, eşini, annesini, babasını aklımıza getirmeyiz; Bir kişi ölmüştür, bin kişi ölmüştür. Sadece rakamsal değişiklikler vardır ve çok olduğunda üzülür, az olduğunda üzüntümüz de az olur.
Her gün farklı yerlerde trafik kazası olur. Hayatı pamuk ipliğine bağlı insanların birer birer yitip gittiğini görürüz. Bazen bir iş kazası, bazen bir hata, bazen kasten insanların rakama dönüştüğünü görüp, bazısına üzülür, bazısını hiç duymayız bile…
Oysa rakamlar işlemeye devam ediyordur.
Her gün binlerce insan farklı yerlerde, farklı şekillerde hayatını kaybediyor.
Kaybolan hayatlar, kaybolan umutlar, kaybolan sevdalar da peşi sıra geliyor.
Ama biz bunları bilmiyoruz.
Ateş, düştüğü yeri yakıyor ve bizden birisi olmadığı zaman önemsememiz de o derece sıradan ve yavan kalıyor.
Depremler oluyor, insanlar bir gecede fakir düşebiliyor…
Göçük altından kaç kişinin ölü, kaçının sağ çıktığını sayıyoruz…
Sağ çıkanlara seviniyor, sağ çıkmayı başaramayanlarınsa rakamsal verilerini tutuyoruz.
Bazen bunda bile insani olmayan duygularımız baskın çıkıyor, “depremin olduğu bölgenin yaşam tarzına göre” üzüntü katsayımızı değiştirebiliyoruz…
Dünyanın bir ucunda afete maruz kalanlara insanlık elimizi uzatırken, Van’da meydana gelen depremde ölenlerin ve kalanların hangi kimlikten olduğunu sorgulamaya başlıyoruz.
Hayatımızda hiç görmediğimiz birçok bölgeye varımızı yoğumuzu gönderirken, “bizden olan” birilerinin kimliği üzerinden insanlığımızı sorguluyoruz…
Ve gün geliyor, “kaçakçılık” yapan insanların üzerine bomba yağıyor…
Hata oluyor birilerine göre…
Ne ki, 35 kişiyi kaybetmişiz, rakam çok yüksek değil…
Sonra ölenleri suçluyoruz, orada ne işi var diye…
O yola gitmelerine sebep olan ekonomik göstergeleri sorgulama gereği de duymuyoruz, o yöreye yapılacak yatırımları engelleyip, insanları üç kuruşa muhtaç edenleri de sorgulamıyoruz.
Sonra ölüyor insanlar nasılsa…
Bazen bir asker kurşunuyla, bazen bir terör silahıyla…
Öyle de ölüyor, böyle de…
Bazen eline tutuşturulan el bombası patlıyor, bazen kendi güçlerinin devamı için 33 askeri ölüme yollayabiliyorlar…
Hepsinde rakamlar konuşuyor…
Hayatlar ise suskunluğunu bir türlü bozmuyor.
Ta ki, işe drama katmak isteyen bir basın mensubuna rastlayana kadar. O da ajite etmeyi seviyordur kim bilir…
Bakıyorsunuz bir asker nişanlı, terhisinden sonra evlenecek…
Genç kız, evlenmeden dul kalmanın acısını tadıyor.
Belki henüz yeni doğan çocuğunu görememiş birisi hayata gözlerini yummuş.
Belki evin tek oğlu, bütün umutlarıyla birlikte toprağa gömülmüş…
Ya da sosyal paylaşım sitesine koydukları son notların iç burkan satırları…
Bütün bunlar bize magazinsel geliyor…
Bir akşam farklı bir duygu yaşamamıza neden oluyor.
Ama ateş düştüğü yerde çok daha fazla acı bırakıyor.
Ölenin kim olması, hangi görevde bulunması, hangi etnik kökene bağlı olması veya nerde, nasıl yaşamasından çok daha önemli olan üç yaşındaki, beş yaşındaki çocuk için ne ifade ettiğidir.
Babalar terörist olmaz biliyor musunuz?
Babalar, kaçakçı da olmaz…
Onlarda bizim gibi gülüyorlardı, bizim gibi seviniyor, bizim gibi sarıp sarmalayacakları vardı. Onların arkasından bakanlar, üzülenler, gözyaşı dökenler ve yüreği parçalananlar vardı. Tıpkı bizler gibi…
Her evlat için baba sevgisi benzerdir. Her eş, hayatını paylaştığı kişiyi kaybetmek istemez. Hiçbir baba evladının ateşe atılmasına rıza göstermez.
Şırnak’ın Uludere ilçesinde ölenleri rakamsal olarak değerlendirdiğimiz anda, insanlığımızı kaybederiz.
Orada ve diğer her yerde ölenler, önce insandır, rakam değil, sayı değil, istatistik bir bilgi hiç değil…
Orada ve diğer her yerde ölenler, bir kez de adalet önünde öldürülüyorsa orada insanlıktan eser kalmamış sayılır.
Ama Uludere’de biz rakamlara takıldık kaldık.
O insanların nasıl yaşadığını, niye o yaşamı seçtiğini, lüks villalarda yaşamayı neden tercih edemediklerini değil, “hatayı” tartıştık…
50 gündür insanlığımız Uludere’de rakamlara takıldı kaldı. Heronların attığı bombalar, belli sayıda insanı öldürmedi, bizim insanlığımızı yok etmeye başladı. Böyle giderse de hiç kalmayacak.
Twitimden seçmeler
Yaşarken değil, öldükten sonra kıymete binenler, ölerek kazanır. Kalanlarsa, ikiyüzlülüğüyle yaşarken ölür…
Yorumlar