Spor Toto 2. Lig sona...
Gizli salgın hızla yayılıyor!
Mescidi Haram'a ayakkabıyla girmek istemiş
Kadınlar da öldürür!
Yazımın başlığına bir biri ile yıllardır didişen ancak şimdi kuzu sarması olanları koydum. Yıllardır bir biri ile görünüşte çatışan ancak gerçekte çatışmayıp bir oyun içindeki rollerini ustaca oynayan aktörlerin, 12 Haziran 2011 seçimlerinde deşifre olmaları pahasına ittifak içerisinde olduklarını 7’den 70’e herkes gördü...
Birbirlerini yok etmek istiyor gibi görünseler de, kendi varlıkları diğerinin varlığına borçlu olanları bir arada zikretmek onlara yapılabilecek en büyük hayırdır. Çünkü birisi “Kahrolsun PKK” derken, diğeri “Türk Milliyetçileri meclise girmelidir” diyor.
Tıpkı Hakkari’de ve Diyarbakır’da anlaştıkları gibi, Beytüşşebap’ta da aralarında anlaşıp MHP işareti yaparak BDP’lileri taşlatıyorlar ki şişiremedikleri Türkçülük ve Kürtçülük balonlarını şişirip oy oranları artsın. Akıl var mantık var, 16 yıl sonra Diyarbakır’a giren MHP’liler Beytüşşebap’ta BDP seçim konvoyunu nasıl taşlayacak? Tezgâhın böylesine pes doğrusu. Bu taşlama hikayesine kargalar dahi güler.
Hakkari’deki AK Parti mitingine “canını seven gitmesin” diyenler, CHP mitingine “canını seven gitsin” dedi. Aynı gizli el, Diyarbakır’daki MHP mitingine katılanlara karşı taşkınlık yapmayın derken, Hopa’da AK Parti konvoyuna, Mardin ve Diyarbakır’da öğrenci yurtlarına saldırttı. Üç farklı görüş gibi görünen bu partileri kuzu sarması yapan gizli el, Beytüşşebap’ta bindirilmiş kıtalarına MHP işareti yaptırarak BDP konvoyuna saldırttı.
Planlama, taktik ve üslupların aynı torna tezgâhından çıktığı gün gibi ortada. Bu planları yapan ve aktörlerine oynatan derin gizli yapı, 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra yapılacak Anayasa değişikliğini istemiyor. Çünkü mevcut Anayasa diledikleri gibi at koşturmalarına, kaos çıkarmalarına ve acitasyon türküleri ile sahte gözyaşı akıtmalarına çok uygun.
Geçmişte çektiğimiz birçok acının kaynağı olan acı reçeteli Anayasa’nın yerine, yaralarımızı sarıp tedavi edecek, hak ve özgürlüklerimizi teminat altına alacak, insanca ve huzur içinde bir yaşam sürmemizi sağlayacak, kan ve gözyaşını sona erdirecek yeni bir toplumsal sözleşme yapmamızı istemiyorlar.
Çünkü onların amacı insanımızın mutluluğu, toplumumuzun refah ve huzuru değil. Onların amacı, önce inancımızı ve kültürümüzü sonra bizim varlığımızı ortadan kaldırmak. Siz onların yok etme planlarını özgürlük elbisesi ile süslediğine, zehirlerini altın kâselerde sunduğuna aldanmayın. Zehrin zehir olduğunu bilse kimse içmez, onun için zehri şerbet diye altın kâsede sunup, esaretimizi ve yok edilişimizi özgürlük elbisesi ile süsleyerek bizi kandırmaya ve bir birimize düşürmeye çalışıyorlar.
Nasıl mı?
İşte senaryo…
Yıllar önce Türk etnik kimliği giyerek camileri ahıra çevirip, “Kabe Arapların olsun bize Anıtkabir yeter” diyenlerin izdüşümü, bugün Kürt etnik kimliği giyerek bir yandan “Öcalan peygamberimiz” derken, diğer yandan da “Sivil Cuma Namazı” oyunu ile bir birimize düşürmeye çalışıyor.
Her fırsatta, Marksist ve Sosyalist olduğunu, Zerdüştlüğün Kürtler için en uygun din olduğunu, Papa’ya yazdıkları mektup ile Hıristiyanlık sevgilerini ve ilgilerini dile getiren BDP, PKK ve KCK yöneticileri, camiye gitmeyi düşünmedikleri için “Sivil Cuma Namazı” oyunu ile dindar Kürt Halkını kendi yanlarına çekerek, Allah’ın evi olan Cami ile irtibatını koparmak istiyor.
Böylece Müslüman Kürt halkını Allah'tan, dinden, imandan, kültürden uzaklaştırabileceklerini sanıyorlar. Hıristiyan ve Yahudi ittifakı içimizdeki aktörleri kullanarak yıllar önce Türk etnik elbisesi ile uygulamaya çalıştığı plan, şimdi Kürt etnik elbisesi altında uygulanmak isteniyor.
Şöyle ki;
Lozan'da İnönü’nün gayri resmi danışmanı olan Osmanlı Yahudileri Hahamı Hayim Nahum'un İngiliz Temsilci Lord Curzon'a verdiği "Siz Türkiye'nin toprak bütünlüğünü kabul edin, ben onların İslam'ı ve İslam’ı Temsili (Halifeliği) bırakmalarını garanti ediyorum" sözü, gerçek ismi Moiz Kohen olan Yahudi Munis Tekin ALP ve Nihal Atsız ile Türklerin, PKK-BDP-KCK ile Kürtlerin dinsizleştirilmesi projesi yerine getirilmek isteniyor.
Sonuç olarak, PKK'yı, KCK'yı, BDP’yi, CHP'yi, Merhum Alparslan Türkeş’in vefatından sonra ülkücülerin tasfiye edildiği MHP'yi aynı el, bir birine destek verir hale getirerek sevk ve idare ediyor...
AKP ve diğerleri sözü tarihsel, amaçsal ve denklemsel olarak bu açıdan çok önemli…
İnsanımızı dininden inancından kültüründen koparmak isteyenlerle Devleti, halkı, inancı, kültürü buluşturmak isteyenler arasında kıyasıya bir mücadele var... Hayim Nahum'un Lord Curzon'a verdiği sözü yerine getirmek isteyenler biliyor ki yeni Anayasadan sonra planları tamamen yok olacak.
12 Haziran bu açıdan bir hükümet seçme seçimi değil, yaklaşık 100 yıl önce tezgalanan insanımızı dinsizleştirme oyununu bozma seçimidir... Onun için her türlü şekilde mücadele ediyorlar, onun için yurt dışında yüklü ekonomik ve siyasi destek alıyorlar... Atatürk bunlar için "Şahsi emellerini, müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhid edebilirler" demişti. Atatürk'ün ismini kullananların ülkemizi ve insanımızı şahsi emellerine ulaşmak için nasıl peşkeş çektiği ortada...
Bu nedenle 12 Haziran 2011 seçimleri kuru bir particilik, kimin milletvekili seçileceği veya iktidar olma davası değil. Lozan'da biçilen yabancı gömleğinin çıkarılıp, yerine milli gömleğimizi giyme seçimidir.
Haçlılar, Türk’leri dinsizleştirerek Fatih’in Peygamber (S.A.) Müjdesi İstanbul’u fethederek Bizans’ı tarihe gömmesinin, Kürtleri dinsizleştirip Selahattin-i Eyyübi’nin Kudüs’ü fethetmesinin intikamını almak istiyor.
Papa’yı ve haçlıları biliyoruz da, şekilde bize benzeyen gerçekte bizden olmayan ancak bizdenmiş gibi içimizde dolaşan Tapınak Şövalyelerini çok merak ediyorum.
İşte tarihimizin, kültürümüzün, inancımızın bize yüklediği sorumluluk nedeniyle şahsi hesap yapmadan, Hayim Nahum'un giydirdiği gömleği çıkarıp atmalıyız. Buna hem kendimizin hem de dünya mazlumlarının ihtiyacı var.
Sandığa giderek oyumuzu, haçlı ve İsrail ittifakına yem olmamak, tarihimize, kültürümüze ve geleceğimize sahip çıkmak için aklıselim ile kullanmalıyız.
Selahattin-i Eyyübi’ye ve Fatih Sultan Mehmet’e layık olacağımıza inanıyorum.
Yorumlar