Akbar; 'Değişimin Merkezi; İNSAN'
Akbar; “Anladım ki, biz kendi nefsimizi nefis edersek, o zaman dünya değişebilir. Dışa yönelik değil, içe yönelik olmalı yürüyüşümüz. Eğer kendimizi değiştirebilirsek ve o değişim, dönüşümü yaşayan insan aynı zamanda sanat yolu ile büyük kitlelere ulaşıyorsa, sadece sözlü değil, hakiki hayat örneği ile bir şeyler değişir ve dönüşür. Bir zerrede değişim talebi varsa, o zaman değişim olur, yoksa o sözleri duymaz, hareketlerini algılayamaz. Herkesin 'kıyameti = ayağa kalkışı' farklı zamandadır, dıştan çabuklaştırılamaz.

İçinden geldiği gibi yaşamak, insanları, doğayı Yaradan’dan dolayı sevmek, bunu hayat felsefesine dönüştürmek, güne uyanırken neden ve niçin uyandığının farkında olarak şükürle uyanmak ne kadar güzel olur değil mi?

Bazı kimseler bu güzelliklerin peşinden koşarken, bazı kimseler de güzellikleri temsil ederek yaşıyor. İşte yaşamını ve sanatını böylesine anlamlandırarak sürdüren ve çok güzel rol model olan bir insan ve sanatçı;  Anjelika Akbar

Müzisyen ve filozof bir babanın ve müzisyen bir annenin çocuğu olarak Kazakistan/da dünyaya gelen Anjelika Akbar, 1993 yılında Türk vatandaşlığına geçti. 3 yaşında  piyano eğitimi almaya başladı. 5 yaşında ilk bestesini yapan ve  konserlere başlayan sanatçı, üstün yetenekli çocukların yetiştirildiği “Taşken Devlet Uspensky Müzik Okulu”unda 11 yıl piyano ve  kompozisyon eğitimi gördü. Beş yıl boyunca Taşkent Devlet Konservatoarı’nda Eğitim yaşamını sürdürdü.  Anjelika Akbar Evli ve 2 çocuk annesi.

Anjelika Akbar’la Küreselleşme süreci ile birlikte büyük bir köy haline dönüşen dünyada, insanların daha mutlu ve gelecekten ümitli bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi için sanatın ve sanatçının üstlendiği rol üzerine konuştuk.

Röportaj: Ziya Türk


Sizce, müziğin insan yaşamındaki yeri ve önemi nedir?

Müzik bir kelamdır bana göre… Ses veya söz, fark etmez, ikisi de titreşimdir. İnsanı atom yapısı açısından ele alsak, insan da titreşimdir. Evren’de her zaman o kelam vardı; bu Dünya ile sınırlı değil, tüm evrende var. Müzik de o titreşimin ta kendisi; her yerde var, algılasak da, algılamasak da… Müziğe bu şekilde baktığımızda, aslında İnsan doğasının ayrıl maz parçası olduğunu görebiliriz. Her bir besteci, bunu bilse ya da bilmese, evreni müzik diline farklı bir biçimde tercüme ediyor, aracılık yapıyor. Müzik türleri değişebilir, bu anlamda hiç biri tesadüfî değil, hiç biri “olmalı veya olmamalı” tartışmasına da açılmamalı. Çünkü kaç insan varsa, o anda ona en iyi gelecek müzik farklı olur ve 10 saniye sonra da değişebilir. Her şey an üzeredir.
Müziği titreşim olarak ele aldığımızda bir de çok önemli bir kavram karşımıza çıkıyor; Müzik Terapisi. Kadim Dünyasında olmazsa olmaz bir tedavi türü, daha sonra unutuldu ve şu anda bilim tarafından yeniden yavaş yavaş keşfediliyor… Müzik Terapisi tam olarak anlaşıldığı zaman, insan doğasının da birçok özelliğini keşfetmiş, hatırlamış oluruz yeniden…

Sanatınızın yaşamınızla, sizin  sanatınızla etkileşimi nasıl oldu?

Elbette, ayrılmaz bir parçası. Kendimi bildim bileli, daha birkaç aylık iken müzik benim doğam, benim nefesim oldu. İnsan olarak olgunlaşırken, gelişirken, içimdeki müziğim de gelişiyordu, ikisi birbirilerini hep besliyordu ve öyle devam ediyor. Bir tek şu anda artık hayatımın anlamı hakiki insan olma yolunda idrak yolculuğunu yapmaktır. Bu anlamda birkaç adım ilerlemek, niyet etmek bile benim için önemli.. Müzik, hakiki insan olma yolundaki idrak yolculuğunda da eşliğine devam ediyor…
 
Piyanist ve Beste yapan bir  sanatçı olarak ünlüler arasında yer alırken karşımıza farklı bir alanda da çıktınız. “ İçimdeki Türkiyem” kitabınız ile yazar Anjelika Akbar ile de tanıştık. Kitabınız uzun süre gündemde kaldı.  

“İçimdeki Türkiyem” kitabını yazma nedeniniz ve kitabınızla vermek istediğiniz mesaj nedir?

Aslında amaç bir mesaj vermek değil, haddim değil öncelikle… Sadece bu kitapla 20 yıllık vefa borcumu ödemek istedim, beni buraya aşık ettiren, şu anda hayatta olan veya olmayan Anadolu, Türk insanına büyük bir teşekkür etmek istedim. Çünkü bir ülkeye ancak insanlar aşık ettirir. Doğa, tarih sonuçta her yerde var… Ama burada maneviyat var ve öyle ki, böyle bir derinliği başka bir yerde görmedim, hissetmedim, bulmadım…

Küreselleşme süreci ile birlikte büyük bir köy haline dönüşen dünyada, insanların daha mutlu ve gelecekten ümitli bir şekilde yaşamını sürdürebilmesi için sanatın ve sanatçının rolü ne olmalı?

“Dünya’yı değiştirmek istiyorsan, önce kendini değiştir”…denir. Eskiden sanat insanlarının çok önemli eğitici rolü olduğunu düşünüyor, bu tezi savunuyordum.

Neredeyse “Dünya’yı kurtarmak” vardı bu tezin içinde…

Fakat zamanla anladım ki, öğrendim ki, biz kendimizin nefsini nefis edersek, ancak o zaman dünya değişebilir, dışa yönelik değil, içe yönelik olmalı yürüyüşümüz. Eğer kendimizi değiştirebilirsek ve o değişim, dönüşümü yaşayan insan aynı zamanda sanat yolu ile büyük kitlelere ulaşıyorsa, evet sözlü değil, hakiki hayat örneği ile bir şeyler değişir ve dönüşür; ama bir zerrede değişim talebi varsa, o zaman değişim olur, yoksa o sözleri duymaz, hareketlerini algılayamaz. Çünkü herkesin “kıyameti = ayağa kalkışı” farklı zamandadır, dıştan çabuklaştırılamaz…

Siz sanatçı olmanın yanında aynı zamanda bir annesiniz.  Kadınlarımıza, annelerimize bu konuda neler söylemek istersiniz?

Öncelikle şunu söylemek isterim, nedense Türkiye’de kullanılan “sanatçı” kelimesini sevmiyor, tercih etmiyorum… Onun yerine sanat insanı veya müzik insanı, demeyi tercih ediyorum.

Kadınlara ve annelere ne söylemek isterim?

Aslında ben bu sorunuzu bir şiirle cevaplamak isterim. Çok sevdiğim ve manevi büyüğüm olan Rengin Sakaoğlu’nun “Kadınım” adlı şiirini kadınlarla ve annelerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bu şiir olduktan sonra, benim söyleyeceğim başka bir söz kalmıyor, o kadar doyurucu, hakiki ve güzel, aşk dolu bir söz ki:


KADINIM

Bak kadınım
Çocuk doğurmak zorundasın.
Hem ana hem baba
Hem evlat hem de kadın olmak zorundasın.
Bazen fahişe
Bazen er kişi
Hem nefsini hem ruhunu tanımak
Zorundasın.
Yalnızlık Allaha mahsus derler
Sen Nazımın dediği gibi
Bir ağaç gibi yalnız
Bir orman gibi birlikte olmak
Zayıf görünürken kuvvetli olmak
Kuvvetini topraktan almak
Zorundasın.
Meryem olup bilge olmak
Ayşe olup Fatma olmak
Hem Ali olup Muhammedi bulmak
Zorundasın.
Sen Kibele’nin babası olup
Gücünü kendinde bulmak durumundasın
Bir köprü üzerindesin
- Sensin köprü kendine
- Cana canan, canana can
- Allaha kul olmak,
- Bak kadınım
- Anla artık anla
- Sen hiç olup
- Yok olup her şey olmak
- Yani illaki
- Artık
- İnsan olmak
- Zorundasın.
        
        Rengin Sakaoğlu


Gençliğin rol model olarak benimsediği bir ünlüsünüz. Yaşama tutunma ve kendini geliştirme aşamasındaki, başta üniversite gençliği olmak üzere tüm gençlere neleri tavsiye edebilirsiniz?

Tüm gençlere şunu tavsiye edebilirim; benim de yaptığım gibi, her ne mesleği olursa olsun, ya da hangi mesleği düşlüyorsa, “Ben kimim?” sorusunu öncelikle kendilerine sormalarını tavsiye ediyorum. Her ne yaparsa, yapsın, ilk önce “İNSAN” olmanın nasıl bir şey olduğunu hissetmenin, yaşamanın, öğrenmenin güzel bir şey olduğunu düşünüyorum… Bunu kendimize ne kadar daha erken soracak olursak, o kadar daha mutlu oluruz diye inanıyorum… Ve aşk’ın ne olduğunu gönüllerimizde hissederek yaşamaya başlayabileceğiz…

Zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Duygu ve düşüncelerimi paylaşma fırsatı verdiğiniz için ben de teşekkür ederim.


Doğu Rehberi


Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner22

banner4

banner35

banner25